ZÂRİYÂT

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için  bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Zâriyât 51/1)
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ
Yükseldikçe yükselenlere,[*]

[*] Allah birçok surede olduğu gibi bu surede de değer verdiği şeye yemin ederek bir başka şeyin önemine vurgu yapmaktadır. Burada dört şeye yemin etmiş ve kıyamet günü ile ilgili vaadlerin gerçekleşeceğine vurgu yapmıştır. O gün Allah’a en yakın olacak kişiler “sabikûn” yani önde olanlardır (Vakıa 56/10-11). Bu sebeple ayette yemin edilen “ez-zâriyât (الذَّارِيَاتِ)”a “yükselen nefisler” anlamı vermek ve arkadan gelen şeyleri de o nefslerin özelliği saymak uygun olur. Zaten yemin edilen diğer üç şeyin başında takip ifade eden “fa (ف)” harfinin tekrarlanması, yemin edilen şeylerin tek bir varlığın birbirini takip eden özellikleri olduğunun delilidir. Hayırda yükselenler, ağır yükler yüklenir, sıkıntılara çözüm bulmaya çalışır ve görev paylaşımı yaparlar. Aynı şey, Saffat, Mürselat, Naziat ve Âdiyat surelerindeki yeminler için de uygundur (Âl-i İmran 3/114, 133, Enbiya 21/89-90, Müminun 23/57-61, Furkan 25/74, Hadid 57/21).

 

(Zâriyât 51/2)
فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ
(bu yolda) ağır yük yüklenenlere,


(Zâriyât 51/3)
فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ
(elinden geleni yaparak)[*] kolayca yol bulanlara,

[*] Ankebut 29/69.


(Zâriyât 51/4)
فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ
(bu maksatla) iş bölümü yapanlara[*] yemin olsun ki

[*] Âl-i İmran 3/159, Şura 42/38.


(Zâriyât 51/5)
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ
size vaad edilen kesinkes doğrudur.[*]

[*] Tur 52/7, Mürselat 77/7.


(Zâriyât 51/6)
وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ
Her şeyin karşılığının verilmesi işi[*] mutlaka gerçekleşecektir.

[*] Din, “âdet, durum; yapılan işe karşılık vermek ve verilen karşılık, itaat /boyun eğme” anlamlarına gelir (es-Sıhâh). Din, Kuran’da insanın kabul edip ona göre yaşamaya söz verdiği sistem anlamına da gelir (Al-i İmran 3/19, Kafirun 109/6). Allah’ın dininde boyun eğilen yalnızca Allah’tır ve bunun karşılığı ondan beklenir. Birçok ayette geçen “Din günü” de dünyada yapılanların karşılığının alınacağı Ahiret günüdür (Fatiha 1/3, Nûr 24/25, Saffat 37/19-20, Sad 38/78, Zâriyât 51/12-13, Vakıa 56/56, Mearic 70/26, Müddessir 74/46, İnfitar 82/9,15-19).


(Zâriyât 51/7)
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ
Sağlam bir düzeni olan[1*] göğe yemin olsun ki[2*]

[1*] Bu ayete “yolları olan göğe yemin ederim” anlamı da verilebilir. Çünkü göklerin her bir katına çıkan yollar vardır (Mü'minun 23/17, Sad 38/10-11, Mümin 40/36-37, Rahman 55/33, Mearic 70/3, Nuh 71/15).

[2*] Büruc 85/1, Tarık 86/11.


(Zâriyât 51/8)
اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ
Siz (hesap verme konusunda) gerçekten çelişkili bir söylem içindesiniz.[*]

[*] Secde 32/10, Naziat 79/10-12.


(Zâriyât 51/9)
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ
Yalana sürüklenen, bu konuda da yalana sürüklenir.[*]

[*] Mü’min 40/62-63, Casiye 45/7.


(Zâriyât 51/10)
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ
Kahrolsun delilsiz konuşup duranlar![*]

[*] En’am 6/116, 148, Yunus 10/66, Zuhruf 43/20.


(Zâriyât 51/11)
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ
Onlar daldıkları şey içinde kalıp doğruları önemsemeyenlerdir.[*]

[*] Mü’minun 23/54, 63, Mâûn 107/5.

 

(Zâriyât 51/12)
يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ
Onlar “Her şeyin karşılığının verileceği gün ne zamanmış!” diye sorarlar.[*]

[*] İnfitar 82/9, Mutaffifin 83/10-12.


(Zâriyât 51/13)
يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
Cehennem ateşinde kıvrandırılırken şüphelerinden arındıkları[1*] gün (bunun cevabını alacaklar).[2*]

[1*] “Fitne”, altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Ayette geçen fitne kelimesine “kıvrandırılırken şüphelerinden arındıkları” anlamı bunun için verilmiştir. Bu anlamı destekleyen ayetler şunlardır: (En’am 6/27-30, Secde 32/12, Fatır 35/36-37, Mümin 40/10-11)

[2*] Ahkaf 46/20, 34.


(Zâriyât 51/14)
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ
(İşlediğiniz günahlarla) “Yaktığınız ateşi tadın bakalım! Bu, bir an önce gelmesini istediğiniz şeydir”[*] (denir).

[*] En’am 6/30, Yunus 10/51-52, Kamer 54/48, Mülk 67/27.


(Zâriyât 51/15)
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
Yanlışlardan sakınanlar ise bahçelerde ve pınar başlarında olacak,[*]

[*] Hicr 15/45, Duhan 44/51-52.


(Zâriyât 51/16)
اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ
Rablerinin onlara verdiği nimetleri almakla meşgul olacaklardır.[*] Çünkü onlar bundan önce güzel davranan kimselerdi.

[*] Tur 52/17-18.


(Zâriyât 51/17)
كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Onlar gecenin az bir kısmında uyur,[*]

[*] İlgili ayetleri değerlendirdiğimizde, fıtrata uygun yaşam biçiminin, yatsı namazını kıldıktan sonra uyumak (Yunus 10/67, Furkan 25/47); gecenin bir kısmında ibadet (Furkan 25/64, Secde 32/16, Zümer 39/9İnsan 76/26), Kur’an veya diğer okumalar için (Müzzemmil 73/6) kalkmak ve gün içinde kısa bir öğle uykusuyla dinlendikten sonra (Nur 24/58) güne devam etmek şeklinde olduğu görülebilir. Nebimizin şöyle tavsiyede bulunduğu rivayet edilmiştir: “Gece namazını kılın; çünkü bu sizden önceki sâlih kulların devam ettiği, Allah’a yaklaşmaya vesile olan, günahları örten ve engelleyen bir ibadettir” (Tirmizî, Daavât, 115)

 

(Zâriyât 51/18)
وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi.[*]

[*] Âl-i İmran 3/17.


(Zâriyât 51/19)
وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Onların mallarında, isteyenin de isteyemeyenin de hakkı vardı.[*]

[*] Mearic 70/24-25.


(Zâriyât 51/20)
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ
Kesin bilgi peşinde olanlar için yeryüzünde ayetler /göstergeler vardır.[*]

[*] Rum 30/22, Şûrâ 42/29, Casiye 45/4.


(Zâriyât 51/21)
وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ
Kendinizde de ayetler var; hiç görmüyor musunuz?[*]

[*] Fussilet 41/53.


(Zâriyât 51/22)
وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Rızkınız da[1*] size vaad edilenler (cennet ve cehennem) de göktedir.[2*]

[1*] Kâf 50/9-11.

[2*] Müminlere vaad edilen, genişliği, gökler ve yer kadar olan cennet, göklerdedir (Âl-i İmran 3/133, Necm 53/15, Hadîd 57/21). Mahşer günü, cennet yaklaştırılacak, cehennem de tutuşturulacaktır (Şuara 26/90-91, Kaf 50/31, Necm 53/13-15, Naziat 79/36, Tekvir 81/11-13). 

 

(Zâriyât 51/23)
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki o vaat, sizin konuşuyor olmanız gibi gerçektir.


(Zâriyât 51/24)
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ
İbrahim’in değerli konuklarının haberi sana geldi mi?[*]

[*] Hud 11/69-76, Hicr 15/51-60, Ankebut 29/31-32.


(Zâriyât 51/25)
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Onlar İbrahim’in yanına girdiklerinde “Selam!” dediler. O da şöyle dedi: “Selam! Sizler buralarda tanınmayan kimselersiniz”.

 

 


(Zâriyât 51/26)
فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ
Onlara sezdirmeden hemen ailesinin yanına gitti ve besili bir buzağı (pişirtip) getirdi.[*]

[*] Hud 11/69.


(Zâriyât 51/27)
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ
Onu konukların önüne koydu. (Buzağıya el sürmediklerini görünce)[*] “Yemiyor musunuz?” dedi.

[*] Hud 11/70.


(Zâriyât 51/28)
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ
Onların bu halinden içine bir korku düştü. “Korkma!” dediler ve ona, ilim sahibi olacak bir oğul müjdesi verdiler.[*]

[*] Hicr 15/52-53.


(Zâriyât 51/29)
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ
İbrahim’in karısı, çığlık atarak hemen onlara döndü ve ellerini yüzüne vurup şöyle dedi: “Ben kocamış ve kısır bir kadınım ama!”[*]

[*] Hud 11/72. Çocuk müjdesi karşısında İbrahim aleyhisselam da şaşırmıştı (Hicr 15/54-56).


(Zâriyât 51/30)
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ
Melekler: “Rabbin böyle dedi. Şüphesiz o, bütün kararları doğru olan ve daima bilendir.” dediler.[*]

[*] Hud 11/73.


(Zâriyât 51/31)
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
İbrahim: “Peki, asıl göreviniz nedir, ey elçiler?” dedi.[*]

[*] Hicr 15/57.


(Zâriyât 51/32)
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ
Dediler ki: “Biz, günahkar bir topluluğa gönderildik,[*]

[*] Hicr 15/58, Ankebut 19/31.


(Zâriyât 51/33)
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ
üzerlerine (pişmiş) çamurdan taş yağdıralım diye.[*]

[*] A’raf 7/84Hud 11/82, Hicr 15/74Şuara 26/172-173, Neml 27/58. Bu taşlar, Tevrat’ın Yaratılış 19:24 pasajında gökten yağdırılan kükürt ve ateş olarak tarif edilmiştir. Bu maddeler yanardağ patlamaları sonucunda ortaya çıkar.


(Zâriyât 51/34)
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ
Aşırı davrananlar için Rabbin katında işaretlenmiş taşlar...”[*]

[*] Hud 11/83.


(Zâriyât 51/35)
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
(Daha sonra) Oradaki müminleri (şehrin dışına) çıkardık.[*]

[*] Hud 11/81, Hicr 15/65, Şuara 26/170-171, Ankebut 29/32-33, Saffat 37/134-135.


(Zâriyât 51/36)
فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ
Zaten orada -bir ev haricinde- hiçbir Müslüman /Allah’a teslim olmuş kimse de bulamamıştık.


(Zâriyât 51/37)
وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ
Can yakıcı azaptan korkanlar için orada bir ayet /gösterge bıraktık.[*]

[*] Hicr 15/75-77, Ankebut 29/35.


(Zâriyât 51/38)
وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ
Musa’da da (alınacak dersler vardır). Birgün onu apaçık ve güçlü bir delil ile Firavun’a göndermiştik.[*]

[*] Hud 11/96, Mü’minun 23/45-46, Mü’min 40/23, Zuhruf 43/46.


(Zâriyât 51/39)
فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
Firavun, iktidarına dayanarak ona sırt çevirdi ve “Bu, ya sihirbaz ya da cinlerin etkisine girmiş biri.” dedi.[*]

[*] Şuara 26/27, 34, Mü’min 40/23-24.


(Zâriyât 51/40)
فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ
Nihayet onu ve ordularını tuttuk, denize gömdük.[1*] O sırada o, kendini kınıyordu.[2*]

[1*] Bakara 2/50, A'raf 7/136, İsra 17/103, Şuara 26/65-66, Kasas 28/40, Zuhruf 43/54-55.

[2*] Yunus 10/90-92.


(Zâriyât 51/41)
وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ
Âd kavminde de (dersler vardır). Bir gün üzerlerine o kısır rüzgarı[*] göndermiştik.

[*] Rüzgarların normalde aşılama ve yağmur bulutlarını taşıma görevleri vardır (A'raf 7/57, Hicr 15/22, Furkan 25/48-49, Rum 30/48, Fatır 35/9). Ancak bu rüzgar, içinde herhangi bir fayda barındırmamaktadır, Bu nedenle kısır olarak vasıflandırılmıştır.


(Zâriyât 51/42)
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ
Üstünden geçtiği şeyleri, çürümüş gibi yapmadan bırakmıyordu.[*]

[*] Fussilet 41/16, Ahkaf 46/24-25, Kamer 54/19-20, Hakka 69/6-7.

 


(Zâriyât 51/43)
وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ
(Salih’in kavmi) Semud’da da (dersler vardır). Onlara “Bir süre daha (nimetlerden) yararlanın.” denmişti.[*]

[*] Fussilet 41/17.


(Zâriyât 51/44)
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
(Yapılan uyarılardan sonra) Rablerinin emrine baş kaldırmışlardı. Bakıp dururlarken onları yıldırım çarptı.[*]

[*] İlgili ayetler birlikte okununca, bu kavmin başına gelen helakin, yıldırımlarla birlikte gelen gök gürültülerini ve sarsıntıları da içerdiği anlaşılmaktadır (A’râf 7/78, Hud 11/67, Hicr 15/83-84, Fussilet 41/17, Kamer 54/31, Hakka 69/5.

 


(Zâriyât 51/45)
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ
Artık yerlerinden kalkamadılar, bir yardım da görmediler.[*]

[*] Hicr 15/84.


(Zâriyât 51/46)
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟
Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Onlar da yoldan çıkan bir topluluk olmuşlardı.[*]

[*] Furkan 25/37, Necm 53/52.


(Zâriyât 51/47)
وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ
Göğü, kudretimizle bina ettik. Biz kesinlikle geniş imkanlara sahibiz.[*]

[*] Enbiya 21/30, Kaf 50/6, Mü'min 40/57, Naziat 79/27-28.


(Zâriyât 51/48)
وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
Yeryüzünü de yayıp döşedik,[1*] biz ne güzel döşeyeniz![2*]

[1*] Bakara 2/22

[2*] Tâhâ 20/53, Zuhruf 43/10, Nebe 78/6.


(Zâriyât 51/49)
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Her şeyden iki eş yarattık;[*] belki bilginizi kullanırsınız.

[*] Ra’d 13/3, Yasin 36/36, Zuhruf 43/12, Necm 53/45, Kıyamet 75/39.


(Zâriyât 51/50)
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ
Öyleyse (kurtuluş için) Allah’a kaçın! (sığının)[1*] Ben sizin için, O’nun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.[2*]

[2*] Hud 11/2.


(Zâriyât 51/51)
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
Allah’ın yanı sıra başka bir ilah oluşturmayın.[1*] Ben sizin için, onun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.[2*]

[1*] İsra 17/22, 39; Şuara 26/213; Kasas 28/88.

[2*] Hud 11/2.


(Zâriyât 51/52)
كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
Hep böyle olmuştur; bunlardan öncekiler de kendilerine gelen her elçiye mutlaka ya “sihirbaz” ya da “cinlerin etkisine girmiş” demişlerdir.[*]

[*] Müminun 23/20, Şuara 26/27, Zariyat 51/39, Kamer 54/9.


(Zâriyât 51/53)
اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
Böyle demeyi birbirlerine vasiyet mi ettiler? Aslında onlar, hadlerini aşan bir topluluktur.[*]

[*] Tur 52/32.


(Zâriyât 51/54)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ
Öyleyse onlardan yüz çevir;[1*] sen bundan dolayı kınanacak değilsin.[2*]

[1*] Saffat 37/174, 178; Kamer 54/6.

[2*] Şûrâ 42/6.


(Zâriyât 51/55)
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ
Sen doğru bilgi ver. Çünkü doğru bilgi inananlara yarar sağlar.[*]

[*] En’am 6/51, Kaf 50/45, Taha 20/1-3, A’lâ 87/9-10, Ğaşiye 88/21-22.


(Zâriyât 51/56)
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Ben, cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.[*]

[*] İnsanların ve cinlerin yaratılışının tek gayesi, Allah'a kulluk etmeleridir. Allah'ın emir ve yasaklarına uygun olarak yapılan her türlü iş ve günlük çalışma da kulluğun kapsamına girer. Kim İblis gibi davranır da Allah'a kulluktan kaçınırsa, cezasını görür (Nisa 4/172-173, A’raf 7/11-23).


(Zâriyât 51/57)
مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ
Onlardan hiçbir rızık[1*] istemiyorum, bana bir şey yedirmelerini de istemiyorum.[2*]

[1*] İster maddi ister manevi olsun, kendisiyle ihtiyaçların giderildiği her şeye rızık denir. (Bakara 2/22, 172, Âl-i İmran 3/37, Hud 11/88, Hac 22/58, Vakıa 56/82)

[2*] Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ındır (Âl-i İmran 3/109, Nisa 4/126, 132, Hicr 15/21). O hiçbir şeye muhtaç değildir, ama tüm varlıklar ona muhtaçtır (En’am 6/14, Fatır 35/15, Muhammed 47/38, Rahman 55/29, İhlas 112/2).

 

(Zâriyât 51/58)
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ
Allah, (her varlığın) rızkını verendir,[1*] güçlüdür,[2*] sarsılmazdır.

[1*] Hud 11/6, Ankebut 29/60.

[2*] Şûrâ 42/19.


(Zâriyât 51/59)
فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Yanlışa dalanların (azaptan) alacakları pay, (kendileri gibi yanlışa dalan) arkadaşlarının payına denk olacaktır;[1*] benden bunu acele istemesinler.[2*]

[1*] Âl-i İmran 3/86-90, A’raf 7/38, 44-45, Meryem 19/72.

[2*] Yunus 10/50, Nahl 16/1, Şûrâ 42/18.


(Zâriyât 51/60)
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ
Tehdit edildikleri günden dolayı, kafirlik edenlerin vay haline![*]

[*] Meryem 19/37, Sad 38/27.