ZARİYAT

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Zariyat 51/1)
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ
Zirveye tırmananlar


(Zariyat 51/2)
فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ
Yük altına girenler


(Zariyat 51/3)
فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ
Kolayca yol bulanlar


(Zariyat 51/4)
فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ
ve işi paylaştıranlar hakkı için,[*]

[*] Buraya kadar dört âyette Allah yemin etmektedir. Allah’ın bir şeye yemin etmesi, o şeyin önemine vurgu yapmak ve daha sonra gelen şeye dikkat çekmek içindir. Bu yüzden biz, bu anlama uygun meal verdik.


(Zariyat 51/5)
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ
Size vadedilen doğrudur;

 

 


(Zariyat 51/6)
وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ
hesap günü gerçekleşecektir.


(Zariyat 51/7)
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ
Yörüngelerle dolu gök hakkı için,


(Zariyat 51/8)
اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ
siz gerçekten çelişkili söylemler içindesiniz.


(Zariyat 51/9)
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ
Hesap verme inancından çevrilebilen çevriliyor.


(Zariyat 51/10)
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ
Kurgularını gerçek gibi sunanlar kahrolsunlar.


(Zariyat 51/11)
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ
Onlar duygularına hakim olamayarak yanlış yapanlardır[*].

[*] Buradaki sehv yani yanılma, kendi yanlışından kaynaklanan sehivdir. Allah Teala şöyle buyurur:  “Bu Din hakkında yalanlar söyleyeni gördün mü? O, yetimi itip kakan, çaresizi doyurmak için teşvikte bile bulunmayan kişidir. Sürekli aynı şeyi yapan# bu gibi kişilerin çekecekleri var! Onlar, işlerini yaparken akılları başka yerde olanlardır. Onlar, gösteriş yapan, küçük yardımlara bile engel olan kimselerdir.. (Maun 107/1-7)

Burada anlatılan kişiler de kendilerini iyi göstererek kurgular kuran ve dini arzularına uyduranlardır.

 

(Zariyat 51/12)
يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ
Hesap verme günü ne zaman diye sorarlar.


(Zariyat 51/13)
يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
Sordukları, kendilerinin ateşte yanacakları gündür!


(Zariyat 51/14)
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ
O gün onlara; “Yaktığınız ateşin tadına varın; bir an önce gelmesini istediğiniz işte bu” denecek.


(Zariyat 51/15)
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
Kendini bozmamış olanlar[*] ise bahçelerde ve pınar başlarında olurlar,

[*] Muttaki - (takva sahipleri): Allah’tan çekinerek korunan ve kendini bozmamış olan kimselerdir. Bakınız Bakara 2/2.


(Zariyat 51/16)
اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ
Rablerinin (Sahiplerinin) ikramını alırlar. Onlar daha önce iyi davranan kimselerdi.


(Zariyat 51/17)
كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Geceleri az uyurlar.


(Zariyat 51/18)
وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.


(Zariyat 51/19)
وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Mallarından, isteyenlere ve yoksullara pay ayırırlar.


(Zariyat 51/20)
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ
Kesin bilgi sahibi olmak isteyenler için yeryüzünde belgeler var!


(Zariyat 51/21)
وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ
Kendinizde de var; gözlemlemiyor musunuz?


(Zariyat 51/22)
وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Rızkınız göklerde; size söz verilenler de oradadır.


(Zariyat 51/23)
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟
Göğün ve yerin Rabbinin (Sahibinin) hakkı için o (söz verilen şey), aranızdaki konuşmalar kadar gerçektir.


(Zariyat 51/24)
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ
İbrahim’in ikramını gören konukların bilgisi sana ulaştı değil mi?


(Zariyat 51/25)
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Hani yanına girmiş, “Selam!” demişlerdi. O (İbrahim): “Size de selam, tuhaf bir topluluksunuz” demişti.

 

 


(Zariyat 51/26)
فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ
Sezdirmeden hane halkına yönelmiş; besili bir buzağı (pişirtip) getirmişti.


(Zariyat 51/27)
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ
Önlerine koydu; “Yemez misiniz?” dedi.


(Zariyat 51/28)
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ
Hallerinden içine korku düştü. “Korkma” dediler ve ona, bilgili bir oğul müjdesi verdiler.


(Zariyat 51/29)
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ
Eşi çığlık atarak döndü ve ellerini yüzüne vurarak: “Kocamış kısır bir kadından mı?” dedi.


(Zariyat 51/30)
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ
“Aynen öyle; bunu Rabbin (Sahibin) söyledi” dediler. “O, doğru kararlar veren ve her şeyi bilendir”


(Zariyat 51/31)
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
İbrahim: “Elçiler! Asıl göreviniz nedir?” diye sordu.


(Zariyat 51/32)
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ
“Günahkar bir topluluğa gönderildik” dediler.


(Zariyat 51/33)
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ
“Üzerlerine (pişmiş) balçıktan taş yağdırmak için görevlendirildik.”


(Zariyat 51/34)
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ
"Rabbin (Sahibin) katında damgalanmış, aşırı davrananlara özel taşlar..."


(Zariyat 51/35)
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Orada inananlardan kim varsa dışarı çıkardık...


(Zariyat 51/36)
فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ
Bir ev dışında Allah’a tam teslim olmuş (müslüman) kimse bulamadık.


(Zariyat 51/37)
وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ
Üzüntü verici azaptan korkanlar için orada bir belge (ayet) de bıraktık.


(Zariyat 51/38)
وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ
Bir de Musa var. Onu açık bir delil (mucize) ile Firavun’a elçi gönderdik.


(Zariyat 51/39)
فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
Firavun ve çevresi ona yakınlık göstermedi: “Ya büyücü, ya da cinlerin etkisine girmiş biri” dediler.


(Zariyat 51/40)
فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ
Nihayet Firavunu tuttuk, ordusuyla birlikte denizin içinde darmadağınık ettik. O sırada o, kendini kınıyordu.


(Zariyat 51/41)
وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ
Ad Kavmi hakkında da bilgin var. Hani üzerlerine köklerini kurutan bir rüzgar göndermiştik.


(Zariyat 51/42)
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ
Üstünden geçtiği hiç bir şeyi bırakmıyor, kül gibi savuruyordu.


(Zariyat 51/43)
وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ
Semud topluluğu da öyle. Onlara: “Bir süre oyalanın” denmişti.


(Zariyat 51/44)
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
Rablerinin (Sahiplerinin) emrinden uzaklaşıp büyüklenmişlerdi. Sonra göz göre göre onları yıldırımlar çarpmıştı.


(Zariyat 51/45)
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ
Yerlerinden kalkamadılar, kimseden de yardım görmediler.


(Zariyat 51/46)
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟
Daha önce Nuh’un toplumuna da (yardım edilmedi). Onlar da yoldan çıkmış bir topluma dönüşmüşlerdi.


(Zariyat 51/47)
وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ
Göğü ellerimizle bina gibi yaptık. Biz bunu yapacak güçteyiz.


(Zariyat 51/48)
وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
Yeryüzünü de dayayıp döşedik. Onu ne güzel beşik yaptık[*].

[*] ...


(Zariyat 51/49)
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Yarattığımız her şeyi iki eş olarak yarattık; belki bilginizi kullanırsınız.


(Zariyat 51/50)
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ
“Öyleyse Allah’a (yoluna) koşun. Ben O’nun size gönderdiği doğruları açıklayan bir uyarıcıyım.


(Zariyat 51/51)
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
“Allah’ın yanına başka ilah katmayın. Ben O’nun size gönderdiği doğruları açıklayan bir uyarıcıyım.”


(Zariyat 51/52)
كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
Hep öyle oldu; daha önce de hangi elçi gelse, ya büyücü ya da cinlerin etkisine girmiş dediler.


(Zariyat 51/53)
اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
Ağız birliği mi yapıyorlar? Aslında, onlar azgınlar topluluğudur.


(Zariyat 51/54)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ
Artık onlarla ilgilenme; sen bundan dolayı kınanacak değilsin.


(Zariyat 51/55)
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ
Yalnızca (Kuran’dan) bilgi ver. Çünkü o bilgi inananlar için yararlı olur.


(Zariyat 51/56)
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım.


(Zariyat 51/57)
مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ
Onlardan ne bir nimet beklerim ne de beni doyurmalarını isterim.


(Zariyat 51/58)
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ
Bütün nimetleri veren Allah’tır. O çok güçlüdür; sapasağlamdır.


(Zariyat 51/59)
فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Yanlış yapanların cezası (aynı suçu işleyen) arkadaşlarının cezasına denk ceza olacaktır ; acele etmesinler.


(Zariyat 51/60)
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ
Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin), tehdit edildikleri gün gelince çekecekleri var.