TÛR

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için  bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Tûr 52/1)
وَالطُّورِۙ
Tûr’a /Sina Dağı’na,[*]

[*] Tûr, dağ anlamındadır (Mekâyis). Kur’an’da sadece Sina’da bulunan bir dağın adı olarak kullanıldığından dolayı özel isim kabul edilir (Müfredat). Burası, Musa aleyhisselamın ilk vahiy aldığı, Mısır'dan çıktıktan sonra da İsrailoğullarıyla birlikte geri dönüp (Tevrat/Mısır'dan Çıkış 3:12) on emri aldığı dağdır (Meryem 19/52, Kasas 28/29, 46, Tin 95/2).


(Tûr 52/2)
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ
satır satır yazılı Kitab’a,


(Tûr 52/3)
ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ
açılıp yayılan ince deride olana.[*]

[*] İlk ayette Tûr dağı üzerine yemin edilmesi, bu ve önceki ayette özellikleri anlatılan kitabın Musa aleyhisselama verilen kitap olduğunu düşündürmektedir. Tur’dan döndükten sonra kavminin buzağı heykeline taptığını görünce, yaşadığı üzüntü ve kızgınlıktan dolayı elinden attığı levhalar, bu kitabın yazılı olduğu deri parçaları olmalıdır (A’raf 7/145, 150-154).

 

(Tûr 52/4)
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ
Beyt-i Mâmûr’a,[*]

[*] Bir mescit Allah’a ibadetle canlı tutuluyorsa ona beyt-i mâmûr denir (Tevbe 9/17-18). Ama amacının dışına çıkarılırsa harap edilmiş olur (Bakara 2/114). el-Mescid’ul-haram olarak nitelenen Kâbe ve çevresi, insanların isyanı yüzünden Nuh Tufanı ile yıkılmış, İbrahim aleyhisselam tarafından tekrar yapılmış (Bakara 2/127) ve sonra yine bir şirk yuvasına dönüşmüştü (Tevbe 9/17-18). İnsanlar sık sık Allah’a isyan edip mescitleri amacının dışına çıkardıkları için dünyada hiçbir mescidin mamur olma özelliği yoktur. Melekler de tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle yükümlüdürler (Nisa 4/172-173, A’raf 7/206, Nahl 16/49, Zariyat 51/56). Onlar göklerde yaşarlarlar (Nahl 16/49-50, İsra 17/95, Hac 22/18). Mamur mescid, ancak göklerde bulunan mescit olur. Şeytanlar birinci kat semaya dahi yaklaştırılmadıklarından (Saffat 37/7-10) o mescitlerin mamur olmasını engelleyemezler. el-Beyt’ül-Ma’mûr ifadesinde, kelimeye belirlilik anlamı katan el (ال) takısı olduğu için bizim de bildiğimiz bir mescit olmalıdır. Orası, Nebimizin Mirac seyahatinde gittiği el-Mescid’ul- aksâ /en uzak mescittir (İsra 17/1). Nitekim rivayetlere göre el-Mescid’ul- aksâ, yedinci kat semada melekler için inşa edilmiş mescittir (Buhari, Bed’ul-halk 6, Müslim, İman 259).

 

(Tûr 52/5)
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ
yükseltilmiş tavana (Cennet’e),[*]

[*] Allah’ın Beyt-i ma’mûr’dan sonra üzerine yemin ettiği “yükseltilmiş tavan”, genişliği, göklerin ve yerin toplamı kadar olan cennetir (Âl-i İmran 3/133, Hadîd 57/21). Dünya, yedi kat göğe benzer bir yapıda olduğundan (Talak 65/12), gökler de küre şeklindedir. “Yükseltilmiş tavan” ise göklerin en uç noktasının üstüdür. Allah, bir yerde bir şeyi kısaca anlatır sonra onu, başka bir yerde açıklar (Hud 11/1-2). Allah, bazı âyetleri /göstergeleri görmesi için Muhammed aleyhisselamı, El-Mescid’ul-Aksâ’ya yani el-Beyt’ül-Ma’mûr’a götürdüğünde (İsra 17/1), göklerin en üst noktasındaki sidre ağacının yanında Cebrail'i gördü. Oranın üstünde Cennet’ül-me’vâ yani müminlerin ahirette gideceği cennet vardı (Necm 53/13-16). Kıyamet günü gökler dürülünce Cennet, uzak olmayacak şekilde dünyaya yaklaştırılacaktır (Şuara 26/90, Zümer 39/67, Kaf 50/31, Tekvir 81/13). 

 

(Tûr 52/6)
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ
ve doldurulmuş denizlere yemin olsun ki[*]

[*] “Doldurulmuş” anlamı verilen “mescûr (الْمَسْجُورِ)”, “secr (سجر)” kökünden türemiştir, “karıştırma, yakma ve doldurma” anlamlarına gelir (Mekâyîs). İnsanların yeniden diriltilmesinden önce dağlar yürütülüp parçalanmış (Tâhâ 20/105-107, Mürselat 77/10) ve denizleri doldurmuş (Tekvir 81/6) olacağı için burada uygun olan  “doldurma” anlamıdır. Aynı kelime, cehennemin doldurulması ile ilgili olarak da kullanılmıştır (Mü’min 40/72).


(Tûr 52/7)
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌۙ
Senin Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.[*]

[*] Mürselat 77/7.


(Tûr 52/8)
مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍۙ
Ona engel olacak biri yoktur.[*]

[*] Mearic 70/1-3


(Tûr 52/9)
يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ
Göklerin çalkalanıp duracağı,[*]

[*] İnsanların yeniden dirileceği günden önce göklerin durumunu anlatan diğer ayetler için bkz: Enbiya 21/104, Furkan 25/25, Rahman 55/37, Hakka 69/16, Mearic 70/8, Müzzemmil 73/18, Mürselat 77/9, Nebe 78/19, Tekvir 81/11, İnfitar 82/1, İnşikak 84/1-2.


(Tûr 52/10)
وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْرًاۜ
dağların yürüyüp gideceği günde...[*]

[*] İnsanların yeniden dirileceği günden önce dağların durumunu anlatan diğer ayetler için bkz: Kehf 18/47, Taha 20/105-107, Vakıa 56/5-6, Hakka 69/14, Mearic 70/9, Müzzemmil 73/14, Mürselat 77/10, Nebe 78/20, Tekvir 81/3, Karia 101/5.


(Tûr 52/11)
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ
Yalana sarılıp durmuş olanların o gün çekecekleri var![*]

[*] Bu ifade, Mürselat 77/15-49. ayetler arasında tam on kez tekrarlanır (Mutaffifin 83/10).


(Tûr 52/12)
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ
Onlar, daldıkları yanlışlar içinde oynayıp duranlardır.[*]

[*] Enbiya 21/2, Duhan 44/9.


(Tûr 52/13)
يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّاۜ
İtilip kakılarak cehennem ateşine atılacakları gün[*]

[*] Duhan 44/47-49, Rahman 55/41, Hâkka 69/25-37, Alak 96/15-16


(Tûr 52/14)
هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
(onlara şöyle denilecek:) “İşte bu, hakkında yalan söyleyip durduğunuz ateştir.[*]

[*] Yasin 36/63, Rahman 55/43.


(Tûr 52/15)
اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Bu da mı sihir! Yoksa siz bunu da mı görmüyorsunuz![*]

[*] En’am 6/30, Kaf 50/22.


(Tûr 52/16)
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Oraya girip kalın! İster sabredin, isterse sabretmeyin, sizin için aynıdır. Size sadece yaptıklarınızın karşılığı verilecektir!”[*]

[*] İbrahim 14/21, Yasin 36/64, Fussilet 41/24.


(Tûr 52/17)
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ
Yanlışlardan sakınanlar ise mutlaka cennetlerde ve nimetler içinde olacaklar.[*]

[*] Hicr 15/45, Zariyat 51/15, Kamer 54/54, İnfitar 82/13, Mutaffifin 83/22.


(Tûr 52/18)
فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ
Rablerinin verdiği şeylerin sefasını süren bir konumda olacaklar.[1*] Rableri onları yakıcı ateşin azabından korumuş olacaktır.[2*]

[1*] Yasin 36/55, Zariyat 51/16.

[2*] Duhan 44/56, Tur 52/27, İnsan 76/11.


(Tûr 52/19)
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ
(Onlara şöyle denilecek:) “Yaptıklarınıza karşılık olarak afiyetle yiyin, için!”[*]

[*] Hâkka 69/19-24, Mürselat 77/41-44.


(Tûr 52/20)
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ
Sıra sıra dizili koltuklara kurulmuş olurlar.[1*] Ceylan gözlü hurileri de yanlarına (hizmetçi olarak) vermiş oluruz.[2*]

[1*] Hicr 15/47, Kehf 18/31, Saffat 37/44, Sad 38/51, Rahman 55/54,76, Vakıa 56/15-16, İnsan 76/13.

[2*]  Cennete giden müminlere kadın ve erkek hizmetçiler verilecektir. Kadın hizmetçilere huri, erkek hizmetçilere "vildan" denir. Vücutları, kabuğunda saklı inciler gibi örtülü olan, gözlerini, hizmet ettikleri kişilerin üzerinden ayırmayan huriler (Saffat 37/48-49, Rahman 55/5672, Vakıa 56/22-23) yüksek seviyede hizmet veren, birbirleriyle aynı yaşta dişi varlıklar olacaktır (Nebe 78/33). Hurilerle ilgili olarak bu ayette ve Duhan 44/54’te geçen “(وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍعِينٍ) Onlara, iri siyah gözlü hurileri zevc yapmış oluruz.” ifadesinden dolayı hurilerin, cennete giden erkeklere odalık olarak verileceği iddia edilir ama bu iddia yanlıştır. Arapçada aynı görüş etrafında birleşenlerden her birine zevc (Vakıa 56/7) dendiği gibi aynı cinsten canlıların erkeğine, dişisine, bir çift ayakkabıdan her birine, nitelikleri birbirine yakın veya zıt olan iki şeyden her birine zevc denir. Fasih Arapçada "zevce" kelimesi yoktur. Zevc ile aynı kökten olan “(زوج) zevvece" fiili, tek mef’ul /nesne alırsa “bir şeyi çift yapma” (Şûrâ 42/49-50), iki nesne alır da ikinci nesne, fiile doğrudan bağlanırsa "evlendirme" anlamına gelir (Ahzab 33/37). Ama ikinci nesne fiile, harf-i cer ile bağlanırsa onun çok yakına alınması anlamını ifade eder. Bu sebeple ayetlerde geçen “Onlara, ceylan gözlü hurileri zevc yapmış oluruz.” ifadesinin tek anlamı, hurilerin yakın hizmetçiler yapılacağıdır (Müfredat). Zaten huri kelimesi, bir şeyden uzaklaşıp tekrar o şeye dönme anlamındaki “havr (حَوْر)” kökünden türemiştir (Lisan’ul-Arab). Bu da onların, hizmet ettikleri kişilere yakın konumda olacaklarını (Sad 38/52), kendilerinden istenen şeyleri, çevrelerinde dolaşan erkek hizmetçilerden (vildandan) alıp getireceklerini gösterir. Erkek hizmetçiler de kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehler, çeşit çeşit meyveler, etler, kuş etleri ve zencefil katkılı sularla çevrelerinde, saçılmış inciler gibi dolaşacaklardır (Vakıa 56/17-21; İnsan 76/15-19).


(Tûr 52/21)
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ
İnanan ve soyları da inançta kendilerine uyan kimseler var ya, onların bu soylarını kendilerine katarız.[1*] Kendi amellerinin karşılığından hiç bir şey de eksiltmeyiz. Her kişi kendi kazandığına bağlıdır.[2*]

[1*] Müminlerin bir kesimi, cehennemin hışırtısını bile duymadan doğrudan cennete gideceklerdir. (Enbiya 21/101-103). Burada anlatılanlar ise günahları sevaplarından fazla olan müminlerdir (A’râf 7/8-9). Bilmeden şirk günahı işlemiş de olabilirler (Bakara 2/22). Allah, bile bile şirk günahı işleyenleri bağışlamayacaktır (Nisa 4/115-116). Onlar kafir olmadıkları için yüzleri ak olan kişilerdir (Âl-i İmran 3/106-107). Allah’ın ikramıyla cehennemden kurtarılır, cennetteki yakınlarının yanına yerleştirilirler (A’râf 7/44-47, Meryem 19/86-87).


(Tûr 52/22)
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Onlara, canlarının çektiği meyveden ve etten bol bol veririz.[*]

[*] Vakıa 56/20-21, Mürselat 77/42.


(Tûr 52/23)
يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ
Orada birbirlerine, içinde, boş söz söyletmeyecek ve günaha sokmayacak içki bulunan kadehler sunarlar.[*]

[*] Saffat 37/45-47, Muhammed 47/15, Vakıa 56/17-19.


(Tûr 52/24)
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ
Kendi çocukları[*] çevrelerinde dolaşır; onlar sanki kabuğunda saklı birer incidirler.

[*] “Çocuklar” anlamı verilen ğılmân (غلمان), ğulâm (غلام)’ın çoğuludur (Lisan’ul-arab). Ayette ğılmân (غلمان) kelimesinin arkasından gelen lehum (لهم) ifadesi kelimeye, “kendi çocukları” anlamını kazandırır. Sorumluluk  ergenlik çağı ile başladığı için (A’râf 7/172-174) bunlar, cennete gidenlerin, ergenlik çağına gelmeden ölen erkek ve kız çocukları olur. Burada “soylarından” ifadesinin olmaması önemlidir. Cennete gidenlere istedikleri her şey verileceği için (Nahl 16/31, Furkan 25/16, Yasin 36/57) çocuğu olmadan ölenlerden isteyenlerin, böyle çocuklara sahip olacakları anlaşılır. Tefsir ve meallerde, bu ayetteki ğılman kelimesine “hizmetçiler” anlamı verilir. Burada hizmetle ilgili bir ifade bulunmadığı için bu anlam uygun değildir. Hurilerden başka bir de vildan adı verilen erkek hizmetçiler vardır. Onlar, kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehler, çeşit çeşit meyveler, etler, kuş etleri ve zencefil katkılı sularla çevrelerinde, saçılmış inciler gibi dolaşacaklardır (Vakıa 56/17-21; İnsan 76/15-19).

 

(Tûr 52/25)
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
Birbirlerine dönüp (dünyadaki hallerini) soruştururlar.[*]

[*] Saffat 37/50-54.


(Tûr 52/26)
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ
Şöyle derler: “Biz daha önce, ailemizin içindeyken bile (Allah korkusundan) titreyen kimselerdik.[*]

[*] Enbiya 21/49, Mü’minun 23/57, Nur 24/37, Şûrâ 42/18, Mearic 70/27.


(Tûr 52/27)
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ
Allah bize iyilik etti de iliklere kadar işleyen azaptan bizi korudu.[*]

[*] Tur 52/18.


(Tûr 52/28)
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟
Bundan önce de biz hep O’na yalvarırdık.[*] Çünkü O, çokça iyilik eden, ikramı bol olandır.”

[*] Bu ifade onların, Allah’tan istenmesi gereken bir şeyi, başkasından istemediklerini, Allah ile aralarına başka bir varlığı koyarak müşrik olmadıklarını gösterir (Fatiha 1/5).


(Tûr 52/29)
فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ
O halde (Ey Muhammed!) sen doğru bilgi ver.[1*] Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kahinsin[2*] ne de cinlerin etkisindesin.[3*]

[1*] En’am 6/51, 70, Tâhâ 20/1-3, Kaf 50/45, A’lâ 87/9-10, Ğaşiye 88/21-22.

[2*] Hâkka 69/42.

[3*] A'raf 7/184, Mü’minun 23/70, Sebe 34/46, Kalem 68/2, Tekvir 81/22.


(Tûr 52/30)
اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ
Yoksa onlar şöyle mi diyorlar: “O, bir şair! Biz onun başına gelecekleri bekliyoruz.”[*]

[*] Müşrikler Muhammed aleyhisselamı, Allah ile aralarına koydukları ilahlarına karşı çıkan ve düzenlerini bozan bir şair olmakla suçluyor, er geç ilahları tarafından cezalandırılmasını bekliyorlardı (Enbiya 21/5, Yasin 36/69, Saffat 37/36, Hâkka 69/41).


(Tûr 52/31)
قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّص۪ينَۜ
De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber (sizin başınıza gelecekleri) bekleyenlerdenim!”[*]

[*] Tâhâ 20/135.


(Tûr 52/32)
اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ
Bunu onlara akılları mı emrediyor, yoksa onlar hadlerini aşan bir topluluk mu?[*]

[*] Zariyat 51/53.


(Tûr 52/33)
اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَۚ
Ya da “Kur’an’ı kendi uydurup söyledi” mi diyorlar?[*] Aslında onlar (kendi söylediklerine) inanmıyorlar.

[*] Hâkka 69/44-47.


(Tûr 52/34)
فَلْيَأْتُوا بِحَد۪يثٍ مِثْلِه۪ٓ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَۜ
Eğer doğru sözlü kimseler iseler Kur’an’ın dengi bir söz getirsinler bakalım.[*]

[*] Bakara 2/23, Yunus 10/37-38, Hud 11/13, İsra 17/88, Kasas 28/49.

 


(Tûr 52/35)
اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ
Onlar bir yaratıcı[1*] olmadan mı yaratıldılar yoksa yaratıcılar bizzat onlar mı?[2*]

[1*] Bu ayetteki şey = شَيْءٍ kelimesine yaratıcı /halik anlamı verilmesinin sebebi karşılaştırmanın yaratma konusunda olmasıdır. Çünkü “şey” kelimesi, “varlık” anlamında olduğu için Allah kendine de “şey” demiştir (Şura 42/11).

[2*] Vakıa 56/57-59.


(Tûr 52/36)
اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı?[*] Hayır, onlar (sizinle tartıştıkları konuda) kesin bilgi sahibi değillerdir.

[*] Lokman 31/25, Zümer 39/38, Zuhruf 43/9.


(Tûr 52/37)
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَۜ
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı ya da her şeyi hizaya getirecek olanlar onlar mı?


(Tûr 52/38)
اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ ف۪يهِۚ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۜ
Yoksa üzerinde (ilahi bilgileri) dinledikleri merdivenleri mi var? Öyleyse, içlerinden onları dinleyenler, açık bir delil getirsin![*]

[*] Sad 38/9-10.


(Tûr 52/39)
اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَۜ
(Onlara de ki:) “Yoksa kızlar Allah’ın da oğullar sizin mi?”[*]

[*] En’am 6/100, Nahl 16/57, İsra 17/40, Saffat 37/149, Zuhruf 43/16, Necm 53/21.


(Tûr 52/40)
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۜ
Yoksa onlardan ücret istiyorsun da onu ödeme yükü altında mı eziliyorlar![*]

[*] Kalem 68/46.


(Tûr 52/41)
اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ
Yoksa gayb / gizli saklı bilgiler onlarda da onu onlar mı kayda geçiriyorlar?[*]

[*] Kalem 68/47.


(Tûr 52/42)
اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْدًاۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ
Yoksa bir oyun kurmak mı istiyorlar? Asıl oyuna gelenler, kafirlik edenlerdir.[*]

[*] Tarık 86/15-17.


(Tûr 52/43)
اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Yoksa onların Allah’tan başka bir ilahı mı var?[1*] Allah, onların ortak saydıklarından uzaktır.[2*]

[1*] Meryem 19/81, Furkan 25/3, Yasin 36/74.

[2*] Yunus 10/18, Nahl 16/1, 3, Mü’minun 23/92, Neml 27/63, Rum 30/40.


(Tûr 52/44)
وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ
Gökten bir parçayı düşerken görseler “Bu yoğun bir bulut kütlesi!” derler.[*]

[*] En’am 6/25, Kamer 54/2.


(Tûr 52/45)
فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ
Artık onları, cezaya çarptırılacakları günle yüzleşinceye kadar kendi hallerine bırak.[*]

[*] Hicr 15/3, Mü’minun 23/54, Zuhruf 43/83, Mearic 70/42.


(Tûr 52/46)
يَوْمَ لَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ
Kurdukları oyun, o gün onlardan hiçbir şeyi engellemeyecek, onlara yardım da edilmeyecektir.[*]

[*] Duhan 44/41.


(Tûr 52/47)
وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Yanlışa dalanlar için bundan önce (dünyada) bir azap daha var;[*] ama onların çoğu bunu bilmez.

[*] Ra’d 13/34, Secde 32/21. Sözü edilen azap onlara, belki yanlışlarından dönerler diye hayattayken yapılan uyarıları ifade eder. Bunlardan ders alıp ölmeden önce tövbe eder, doğru yola dönerlerse ahiretteki büyük azaptan kurtulurlar (Nisa 4/17-18, En’am 6/42-43, A’raf 7/94-95, 130, Tevbe 9/126, Zuhruf 43/48). Bu azabın bir örneğini Firavun yaşamıştır. Musa’ya (a.s.), Harun’a (a.s.) ve İsrailoğullarına bir şey yapamadığını görmek, dünyasını cehenneme çevirmişti (Mü’min 40/46) ama tevbeyi boğulurken yaptığı için işine yaramamıştı (Yunus 10/90-91).


(Tûr 52/48)
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ
Rabbinin kararı gereği sen sabret /duruşunu bozma;[1*] her daim gözümüz senin üzerinde. Kalktığın vakit, her şeyi güzel yapmasına karşılık Rabbini tesbih et / O’na ibadet et.[2*]

[1*] Sad 38/17, Kalem 68/48, İnsan 76/24.

[2*] Farz namazların vakitlerini gösteren iki ayet “(اَقِمِ الصَّلٰوةَ) Namazı kıl!” emriyle başlar (Hud 11/114, İsra 17/78). Farz ve nafile namazların vakitlerini birlikte gösteren ayetlerde ise “(سَبِّحْ) sebbih” yani “tesbih et” emri kullanılır (Tâhâ 20/130, Rum 30/17-18, Kaf 50/39-40, İnsan 76/26). Buradaki emir de “tesbih et” şeklindedir. Ancak Türkçede tesbih etme fiili yalnızca belli sözlerin tekrar tekrar söylenmesi şeklinde anlaşıldığı için “tesbih et” yerine “ibadet et” ifadesi tercih edilmiştir.


(Tûr 52/49)
وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ
Gecenin bir bölümünde ve yıldızlar geri dönerken[1*] de (O’nu tesbih et).[2*]

[1*] “Geri dönme” işi iki şekilde olur, biri, giden bir şeyin geri dönmesi, diğeri de gelen bir şeyin geri dönmesidir. Yıldızların geri dönmesi iki şekildedir. Birincisi Güneşin batmasından sonra başlayan ve ufkun 18 derece altına inmesine kadar devam eden dönmedir. Bu sırada önce çoban yıldızı (venüs) ve kutup yıldızı gibi parlak ışıklı yıldızlar gözükür. Güneş ufkun 18 derece altına inince ufuk tamamen kararmış, bütün yıldızlar ortaya çıkmış ve yatsı vakti bitmiş olur (İsra 17/78). İkincisi, Güneş’in ufka uzaklığı 18 derecenin altına inince başlar, bu sırada seher vakti girer. Bu vakitte, küçük yıldızlar kaybolur; Güneş’in doğmasına yakın vakitte en parlak yıldızlar da gözükmez olur. Ayetteki “gecenin bir bölümünde” ifadesi de gecenin ortasını yani yatsı sonu ile sabah namazı vaktinin girmesine kadar olan vakti ifade eder (Nur 24/58). Bu vakit, teheccüd namazının vaktidir. Dolayısıyla bu ayette, gecenin farklı bölümlerinde kılınan farz ve nafile namazlarının vakitleri anlatılmaktadır. 

[2*] Tevrat'ın Ağıtlar 2:19 ayetinde de gece kalkıp ellerini yukarı kaldırarak Allah’a yakarma emri bulunmaktadır. Türkçesinde detayları belli olmamakla birlikte, aşağıdaki İngilizce sitedeki meallerin parantez içi bilgilerinden, gecenin 3 ya da 4 bölüme ayrıldığı ve bu bölümlerde kalkıp "haykırma/içini dökme" şeklinde tercüme edilen (ancak büyük ihtimalle "tilavet" emrinin karşılığı olan) bir emir olduğu anlaşılıyor. İngilizce Kuran meallerinde de tilavet kavramı "yüksek sesle okuma, anlatma/sayıp dökme" anlamlarına gelen "recite" kavramıyla tercüme ediliyor. https://www.biblegateway.com/verse/en/Lamentations%202%3A19