TALÂK
[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.
[1*] İddet, bir kocanın, karısını boşamasıyla başlayan bekleme süresidir. Kadın düzenli âdet görüyorsa eşi onu, temizlik döneminde ve ilişkiye girmeden boşamalıdır. Üçüncü temizlik süresinin tamamlanması ile iddet biter (Bakara 2/228). Üç temizlik ve iki âdet süresinin toplamı yaklaşık üç ayı bulur. Âdetten kesilmiş olan veya âdet düzensizliği yaşayan kadınlar da eşlerinin boşamasından itibaren üç ay iddet beklerler. Hamile olan kadınların iddeti ise hamileliğin sonlanmasına kadar devam eder (Talak 65/4).
[2*] İddeti bekleyecek olan kadın, iddet süresini saymakla görevli olan da onu boşayan kocadır. İddet sayma emri kocanın, iddet süresi içinde eşiyle yakından ilgilenmesini zorunlu kılar. Bu, hem aralarındaki problemleri çözmelerine yardımcı olur hem de kocanın geri dönme hakkının olduğu süreyi kaçırmamasını sağlar. Kadın da iddeti ile ilgili konularda kocasına, doğru bilgi vermek zorundadır (Bakara 2/228). Ama koca, nikahtan sonra baş başa kalmadan karısını boşamışsa iddet gerekmez (Nisa 4/20-21, Ahzab 33/49).
[3*] Burada sözü edilen ev, kocanın evi olmasına rağmen ayette ona “kadınların evleri” denmiştir. Ev kadına ait olsaydı, onun oradan çıkarılmasından söz edilemezdi. Demek ki birinci ve ikinci boşamada, iddet sona ermediği müddetçe, kadın o evi kendi evi gibi kullanacaktır. Evden çıkma veya çıkarılma, kadının eve dönmek üzere herhangi bir yere gitmesini değil, oturduğu evi terk etmesini veya oradan kovulmasını ifade eder. Kadının evinden çıkarılmaması, onun da çıkmaması, talakın vuku bulma şartları değil, ailenin yeniden kurulabilmesi için kolaylaştırıcı tavsiyelerdir. Zira kadının evi terk edip gitmesi veya kocasının onu evden çıkarması eşler arasındaki soğukluğun artmasına sebep olabilir.
[4*] “Haram kılınan cinsel ilişki” diye meal verdiğimiz kelime “fuhuş” anlamına gelen “fahişe (فَاحِشَةَ)”dir. Fuhuş kelimesi Türkçede anlam daralmasına uğradığı için burada kullanılmamıştır. Allah Teala kadınla erkeğin nikahlı ilişkisi dışında tüm cinsel ilişki çeşitlerini yasaklamış (A’raf 7/33) ve onlardan uzak durmayı emretmiştir (En’am 6/151, Şurâ 42/37, Necm 53/31-32). Onların ilki zina /kadınla erkeğin nikahsız ilişkisi (İsra 17/32) ikincisi de erkek erkeğe ilişkidir (A’raf 7/80-81). Kelime dört ayette fevâhiş (فواحش) şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır (En’âm 6/151, A’raf 7/33, Şûrâ 42/37, Necm 53/32). Arap dilinde çoğul, en az üçü gösterdiğinden bu ilişkilerin üçüncü çeşidi lezbiyenlik olur.
[5*] “Allah’ın koyduğu sınırlar” ifadesi Kur’an’da toplam on üç kez geçmektedir. Bu ayet dahil bunların dokuzu, boşanma ve zıhar konuları ile ilgilidir (Bakara 2/229-230, Mücadele 58/4-5). Bu da boşanmada Allah’ın emirlerine uyma konusunda çok hassas davranılması gerektiği gösterir. Maalesef mezhepler, boşanma ile ilgili sınırları aşmışlardır. Diğer sınırlar şu ayetlerdedir: Bakara 2/187, Nisa 4/13-14, Tevbe 9/112. Allah’ın emirlerine uymayanlar yoldan çıkmış olurlar (Ahzab 33/36).
[1*] Ma’ruf, güzelliği akıl veya din yoluyla bilinen şeydir. Zıttı ‘münker’dir (Müfredat). Ma’rufa uygun bilgi, fıtratı yansıttığı için evrensel niteliktedir.
[2*] Erkek, iddet süresi içinde eşine dönme hakkına sahiptir (Bakara 2/228, 231-232). Eğer dönmezse, süre bittiği andan itibaren kadın bir başkasıyla evlenebilir. Birinci veya ikinci boşamada, iddet bittikten sonra da kendini boşayan kocası da onunla tekrar evlenebilir. Erkek eşini üçüncü kere boşamışsa bir daha ona dönemez; bu nedenle aynı evde kalamazlar, iddet de beklenmez (Bakara 2/229). Bu olaydan sonra kadın başka biriyle evlenir, yeni kocasıyla da nikahı sonlanırsa, o zaman tekrar eski kocasıyla nikahlanabilir (Bakara 2/230).
[3*] Erkek, boşadığı eşine verdiği mehir ve hediyelerden hiçbir şeyi geri alamaz (Bakara 2/229, Nisa 4/20-21)
[5*] Nisa 4/135, Maide 5/8.
[1*] Nisa 4/130, Hud 11/6, Ankebut 29/60.
[2*] Allah her şeye bir ölçü koyduğu için buraya kadar anlatılanlar, ölçüye uygun olarak yapılan talakı gösterir. Erkek, boşadığı eşine, iddet bitimine kadar dönüp evliliği sürdürebilir (Bakara 2/228, Talak 65/2). İkinci boşamada da durum aynıdır. İddet bittikten sonra dönmek isterse kadının da kabul edeceği yeni bir nikah ve yeni bir mehir gerekir. Erkek eşine dönmezse kadın, bir başkasıyla evlenebilir, kimse buna engel olamaz (Bakara 2/232). Erkek, eşini üçüncü kez boşarsa, onunla tekrar evlenmesi, kadının bir başka erkekle evlenmesinden ve onunu da onu boşamasından sonra olabilir (Bakara 2/230). Ayetlerde belirtilen şartlara uygun olmayan her boşama geçersizdir. Kadının da tek taraflı kararıyla eşini boşama hakkı vardır (Bakara 2/229, Nisa 4/35, Mümtahane 60/10-11).
[1*] Birçok meal ve tefsirde ayetteki bu ifadeye “henüz âdet görmeyenler” anlamı verilerek bu ayet, çocukların evlendirilmesinin delili sayılmıştır. Ahzâb 33/49. ayete göre gerdeğe girmeden boşanan kadının iddet beklemesi gerekmediği için bu ayet, çocuklarla gerdeğe girilebileceğinin de delili sayılmıştır. Halbuki ayette, yaşadığı sıkıntıdan/stresten dolayı boşanma esnasında âdet göremez olan yani âdet düzeni bozulan kadınlarla normalde (boşanma öncesinde de) âdet düzensizliği yaşayan, birkaç ayda bir âdet gören kadınların kast edildiği anlaşılmaktadır. Zira düzenli olarak âdet görmeyen kadınlarda iki âdet arası aylarca ve hatta duruma göre yıllarca sürebilir. Zaten evlilik konusunda nikâh çağından bahseden Kur’an’ın (Nisa 4/6) henüz reşit olmamış çocukların evlendirilmesini kabul etmesi de mümkün değildir. Eğer ayette “henüz adet görmeyen ancak normalde görmesi beklenen” çocuklardan bahsediliyor olsaydı, olumsuzluk edatı olarak “lem” değil, “lemma”nın kullanılması gerekirdi. Bu yanlış tercüme, düzenli adet görmeyen kadınların durumu hakkındaki sorunun da çözümsüz kalmasına neden olmuş, mezhepler bu durumdaki kadın için kendilerine göre şöyle bir fetva vermişlerdir: “Düzenli adet görmeyen kadın, kendi yaşıtları adetten kesilinceye kadar bekleyecek, ondan sonra üç ay iddet sayacak, sonra boşanmış kabul edilecektir.” Bu fetvanın hem ayete aykırı olduğu hem de bu durumdaki kadına ve onun nafakasını sağlamak zorunda olan erkeğe büyük bir zulüm olduğu açıktır.
[2*] Âdetten kesilen, düzenli âdet görmeyen ve hamile olduğu için âdet göremeyen kadınların dışında bir de normal şekilde yani düzenli âdet gören kadınlar vardır ki onların iddetleri de üç temizlik dönemidir (Bakara 2/228).
[*] Teğabün 64/9.
[1*] Talak 65/1.
[2*] Kadın boşandığı için çocuğunu emzirmek istemeyebilir. Eğer emzirirse baba emzirme ücretini verir (Bakara 2/233). Çocukları geçindirme sorumluluğunun babaya ait olduğu, emzirmenin “baba için” yapıldığı bilgisinden açıkça anlaşılmaktadır.
[1*] İddet süresi içinde kadının geçimi için yapılan harcamalar ve iddet bittikten sonra çocuğu emzirme ücreti, kocanın imkanlarına göre belirlenir (Bakara 2/241).
[2*] Bakara 2/286.
[3*] İnşirah 94/5-6.
[*] Hac 22/45, 48, Muhammed 47/13.
[1*] Âl-i İmran 3/56, İsra 17/58, Fussilet 41/27.
[2*] Zikir, hem önceki kitapların hem de Kur’an’ın ortak adıdır (Nahl 16/43-44, Enbiya 21/7, 24).
[1*] Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v (تلو), "birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır (Müfredât). Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır. (Kehf 18/27, Ankebut 29/45.)
[2*] Resul (رسول), “birine gönderilen söz” anlamına geldiği gibi “o sözü iletmek için gönderilen elçi” anlamına da gelir (Müfredat). Allah’ın elçilerinin görevi, onun sözlerini insanlara ulaştırmaktır. Kur’an, Muhammed aleyhisselam dahil herkesin uyması gereken resul olduğundan, Kur’an’da Allah’ın resulüne ilişkin ifadelerde asıl vurgu ayetleredir (Âl-i İmrân 3/144, Maide 5/67, En’am 6/106, Yunus 10/109, Ahzab 33/2, Zuhruf 43/43).
[3*] Bakara 2/257, Maide 5/16, İbrahim 14/1, Hadid 57/9.
[4*] Kur’an’da, ‘ebeden’ ve ‘halid’ kelimeleri hem cennetlikler hem de cehennemlikler için kullanılır. Ebeden, ‘sonsuza kadar’, halid ise ‘ölümsüz olan’ anlamına gelir. Cennetlikler için Nisa 4/57, 122; Maide 5/119, Tevbe 9/22,100; Teğabun 64/9, Beyyine 98/8 ayetlerine; cehennemlikler için Nisa 4/169, Ahzab 33/65, Cin 72/23 ayetlerine bakınız.
[1*] Göğün yedi kat gök şeklinde düzenlenmesiyle ilgili diğer ayetler için bkz. Bakara 2/29, Fussilet 41/12, Mülk 67/3, Nûh 71/15, Nebe 78/12.
[2*] Arap dilinde misil; örneklikte, ölçüde, diğer hususlarda hatta anlamda bir şeyin benzeri olmaktır (El-Ayn). Yer de yedi kat göğün misli olarak yaratıldığı için onun da yedi kat şeklinde düzenlenmiş olması gerekir (Rahman 55/33). Dünyanın üst tarafı nasıl sularla, bitkilerle ve hayvanlarla döşeli ise yedinci kat gök de aynı olur. Oranın zirve noktasında sidre ağacının olması bundan dolayıdır (Necm 53/14).
[3*] İşler, yer ile göğün tabakaları arasında yürür (Secde 32/5, Sebe 34/2).
[4*] Hicr 15/85, Enbiya 21/16, Sâd 38/27, Duhan 44/38-39, Zariyat 51/56.
Süleymaniye Vakfı Meali