LOKMÂN

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için  bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Lokmân 31/1)
الٓمٓ۠
Elif-Lâm-Mîm![*]

[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur. 

 

(Lokmân 31/2)
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ
Bunlar, bütün hükümleri doğru olan[1*] Kitab’ın ayetleridir;[2*]

[1*] Hakîm, hikmetli demektir. Hikmet, Allah’ın indirdiği ve yarattığı ayetlerden çıkarılan doğru hükümdür. Allah Teâlâ, Kur’ân’dan hikmet çıkarma yöntemini ayrı bir ilim olarak ortaya koymuştur (A’raf 7/52).

[2*] Yunus 10/1, Hud 11/1, Yasin 36/2.

 

(Lokmân 31/3)
هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ
güzel davrananlar için bir rehber ve bir ikram olarak (indirilmiştir).[*]

[*] A'raf 7/52, Yunus 10/57, Yusuf 12/111, Nahl 16/64, 89, Neml 27/77.


(Lokmân 31/4)
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Onlar, namazı düzgün ve sürekli kılan, zekatı veren ve ahirete inançları da kesin olan kimselerdir.[*]

[*] Bakara 2/3-4, Enfal 8/2-4, Neml 27/2-3.


(Lokmân 31/5)
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İşte Rablerinden gelen rehbere uyanlar onlardır. İşte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.[*]

[*] Bakara 2/5.


(Lokmân 31/6)
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ
Kimi insanlar da (başkalarını) bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak[1*] ve o yolu hafife almak için boş sözlere yönelirler.[2*] İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

[1*] Hac 22/3, 8-9, Lokman 31/20.

[2*] Bunlar insan şeytanlarıdır. Tıpkı İblis gibi davranarak insanların duygularını kullanıp batılı hak gibi gösterir ve onları hak yoldan uzaklaştırırlar (Bakara 2/16, 175, En’am 6/112  Kasas 28/85).

 
 

(Lokmân 31/7)
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْرًاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ
Ona ayetlerimiz bağlantılarıyla birlikte[1*] okunduğu zaman sanki onları hiç dinlememiş, sanki kulaklarında tıkaç varmış gibi kibirlenerek yüz çevirir.[2*] Sen de onu acıklı bir azapla müjdele!

[1*] Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v (تلو) "birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır (Müfredât). Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır (Kehf 18/27, Neml 27/92, Ankebut 29/45).

[2*] En’am 6/25, İsra 17/45-46, Kehf 18/57, Fussilet 41/4-5, Casiye 45/7-8.


(Lokmân 31/8)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ
Gerçekten inanıp güvenen ve iyi işler yapan kimseler için nimetlerle dolu cennetler vardır.[*]

[*] Maide 5/9, Hac 22/50, 56, Fatır 35/7, Fussilet 41/8, İnşikak 84/25, Buruc 85/11.

 


(Lokmân 31/9)
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
İçinde sürekli kalacakları cennetler… Bunu Allah vaad etmiştir, mutlaka gerçekleşecektir.[*] O, daima üstün ve kararları doğru olandır.

[*] Nisa 4/122Zümer 39/20.

 
 

(Lokmân 31/10)
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ
Allah gökleri, gözle görebileceğiniz direkler olmadan[1*] yaratmış, (yer kabuğu) sizi kaydırıp götürür diye yere sabit dağlar[2*] yerleştirmiş ve yeryüzüne her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip yerde her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.[3*]

[1*] Ra’d 13/2.

[2*] “Sabit dağlar” anlamındaki “revâsî” (رواسي) kelimesi, bu ayetle birlikte toplam üç ayette “meyd” (ميد) kökünden türeyen fiil ile birlikte geçer (Nahl 16/15, Enbiya 21/31). Meyd (ميد) kelimesinin temel iki anlamından biri hareket etme ve eğilmedir (Mekâyîs). “Revâsî” (رواسي) ile aynı kökten gelen kelimeler Kur’an’da, dağların sabitlenmesi anlamında kullanıldığı gibi (Naziât 79/32) geminin demir atması anlamında da kullanılmıştır (Hud 11/41). Allah, yeryüzünü bir yaygı gibi döşeyip suyunu ve otlağını çıkarmış ve dağlarını sabitlemiştir (Bakara 2/22, Naziât 79/30-32). Her dağın, bir kazık olduğu da ifade edilir (Nebe 78/7). Allah bunu, yeryüzü, insanları kaydırıp götürmesin diye yapmıştır. Yerde çatlaklar yani fay hatları da vardır (Tarık 86/12). Bu sebeple deprem, yerin doğal yapısından kaynaklanır. Onunla yeni çatlaklar oluşur. Yeniden yaratılışta kabirlerin açılıp insanların oradan çıkması da böyle bir depremle olacaktır (Zilzal 99/1-2). 

[3*] Bakara 2/164, Hicr 15/19, Şuara 26/7, Neml 27/60-61, Kaf 50/7.


(Lokmân 31/11)
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟
Bunlar, Allah'ın yarattığıdır. Haydi gösterin bana, Allah ile aranıza koyduklarınız neyi yaratmış?[*] Aslında yanlışa dalanlar açık bir sapkınlık içindedirler!

[*] Nahl 16/20, Hac 22/73, Furkan 25/3, Fatır 35/40, Ahkaf 46/4.

 

(Lokmân 31/12)
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Lokman'a hikmet /doğru karar alma yeteneği[1*] verdik; “Allah’a şükret /O’na karşı görevlerini yerine getir!” dedik. Kim şükrederse sadece kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Allah’ın gerçekten hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, yaptığını da mükemmel yapar.[2*]

[1*] Bakara 2/269.

[2*] Nisa 4/147, İbrahim 14/7, Neml 27/40, Zümer 39/7.

 


(Lokmân 31/13)
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ
Bir gün Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrucuğum! Allah’a şirk /ortak koşma! Çünkü şirk, gerçekten büyük bir zulümdür /yanlıştır.”[*]

[*] En’am 6/82.


(Lokmân 31/14)
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ
Biz insana, anne ve babasına karşı görevler yükledik.[1*] Annesi onu (karnında) binbir güçlükle[2*] taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.[3*] Sen, hem bana hem de annene ve babana şükret / görevlerini yerine getir. Dönüp varılacak yer benim huzurumdur.

[1*] İsra 17/23-24, Ahkaf 46/15.

[2*] “Binbir güçlükle” şeklinde tercüme edilen ifadenin asıl anlamı, “güçsüzlük üzerine güçsüzlükle” şeklindedir. Kadın çocuğu taşırken, bedenindeki protein, kalsiyum, demir, pek çok vitamin ve mineral bebek tarafından bol miktarda emilir; ayrıca kadının duygu durumunu da etkileyen pek çok hormonal değişiklik yaşanır. Bu nedenle kadın hamilelikte hem fiziksel hem ruhsal açıdan çeşitli güçsüzlükler yaşar. Bu ayette sözü edilen iki yıl, çocuğun azami süt emme süresidir (Bakara 2/233).

[3*] Bakara 2/233. Ahkaf 46/15.


(Lokmân 31/15)
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Eğer annen ve baban, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak sayman için seninle uğraşıp dururlarsa onlara boyun eğme![1*] Ama dünya işlerinde onlara güzelce[2*] eşlik et. Sen bana yönelen kişinin yoluna uy. Dönüşünüz banadır. Neler yaptığınızı size bildireceğim.

[1*] Ankebut 29/8.

[2*] “Güzelce” diye tercüme edilen kelime “maruf”tur. Maruf, aklın veya dinin doğru saydığı her şeydir. Zıttı ‘münker’dir (Müfredat). Her toplumda oluşmuş maruflar vardır. Kur’an’a aykırı olmadığı müddetçe, onlara uyulur..

 

(Lokmân 31/16)
يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ
(Lokman oğluna şunları da söyledi:) "Yavrucuğum! Yaptığın şey bir hardal dânesi ağırlığında olup bir kayanın içinde veya göklerde ya da yerin dibinde olsa bile Allah onu getirir (teraziye koyar).[1*] Allah her şeyin en ince ayrıntısını belirleyen, her şeyin iç yüzünden haberdar olandır.[2*]

[1*] En’am 6/59, Enbiya 21/47, Zilzal 99/7-8.

[2*] Mülk 67/14.


(Lokmân 31/17)
يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ
Yavrucuğum! Namazı düzgün ve sürekli kıl.[1*] Marufun /iyi şeylerin yapılmasını iste, (herkesi) münkerden /kötü şeylerden sakındır.[2*] Başına gelene de sabret /duruşunu bozma. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.[3*]

[1*] Bakara 2/238, Hud 11/114, İsra 17/78, Tâhâ 20/132.

[2*] Tevbe 9/71, 112.

[3*] Bakara 2/155-157, Âl-i İmran 3/186, Şûra 42/43.


(Lokmân 31/18)
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ
İnsanlara burun kıvırma[1*] ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme.[2*] Allah, kendini beğenen ve övünen hiç kimseyi sevmez.[3*]

[1*] “Burun kıvırma!” şeklinde tercüme edilen deyimin Türkçe kelime karşılığı “yanağını çevirme!”dir. Arapçada karşısındakini küçümseme ve kibirlenme anlamlarına gelen bu deyim, Türkçede “Beğenmeyip küçümsemek, değer vermemek” anlamına gelen “burun kıvırmak” deyimiyle anlatılır.

[2*] İsra 17/37.

[3*] Nisa 4/36, Hadid 57/23.


(Lokmân 31/19)
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟
Yürüyüşünde tabii ol,[*] sesini alçak tut; şüphesiz ki seslerin en rahatsız edici olanı eşek sesidir!

[*] Furkan 25/63.


(Lokmân 31/20)
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ
Allah'ın göklerde ne var ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize soktuğunu,[1*] nimetlerini size açıktan ve gizli olarak tastamam verdiğini görmediniz mi? Kimi insanlar bir bilgiye, bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmadan Allah hakkında çekişip durur.[2*]

[1*] Bakara 2/164, İbrahim 14/32-33, Nahl 16/12, Hac 22/65, Casiye 45/12-13.

[2*] Hac 22/3, 8;  Mü’min 40/35, 56.


(Lokmân 31/21)
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ
Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun!" denilince "Hayır! Biz, atalarımızı hangi şey üzerinde bulduysak ona uyarız." derler.[*] Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı (uyacaklar)?

[*] Bakara 2/170, Maide 5/104, A’raf 7/28, Zuhruf 43/22-24.


(Lokmân 31/22)
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ
Kim güzel davranarak kendini Allah’a tam teslim ederse en sağlam kulpa yapışmış olur.[*] Her işin sonu Allah'a varır.

[*] Bakara 2/112, Nisa 4/125.


(Lokmân 31/23)
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Kim kâfirlik ederse onun kâfirliği seni üzmesin.[*] Dönüp gelecekleri yer huzurumuzdur. Yaptıkları her şeyi onlara o zaman bildireceğiz. Allah sinelerde olanları iyi bilir.

[*] En’am 6/33-35, Yunus 10/65, Nahl 16/127, Neml 27/70, Yasin 36/76.


(Lokmân 31/24)
نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ
Onları bir süre nimetlerden yararlandırır, sonra da ağır bir azaba mahkum ederiz.[*]

[*] Bakara 2/126, Âl-i İmran 3/178, 197.

 

(Lokmân 31/25)
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah!" derler.[1*] De ki: "Her şeyi mükemmel yapmak[2*] Allah’a özgüdür." Fakat onların çoğu bunu bilmez.

[1*] Yunus 10/31, Mu’minun 23/84-89, Neml 27/60, Ankebut 29/61, Zümer 39/38, Zuhruf 43/9-10, 87.

[2*] Hamd (الحمد), kişiyi kendi yaptığı şeyle övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir” gibi sözler buna girer. Şükür ise kendine iyilik yapanı övmek veya ona iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için güzel yerine mükemmel kelimesini kullandık (Fatiha 1/2). 
 
 

(Lokmân 31/26)
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.[*] Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, yaptığını da mükemmel yapandır.

[*] Bakara 2/284, Âl-i İmran 3/109, 129, Nisa 4/126, 131-132, Yunus 10/55, Nur 24/64, Necm 53/31.


(Lokmân 31/27)
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de onların mürekkebi olsa ve arkasından yedi deniz daha eklense yine de Allah'ın sözleri /ilmi (yazmakla) tükenmez.[*] Allah daima üstün olan ve kararları doğru olandır.

[*] Kur’ân âyetleri, Allah’ın ilminden bize indirilmiş az bir kısmı kapsar (İsra 17/85, Kehf 18/109).


(Lokmân 31/28)
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
Sizin yaratılmanız ve (ahirette) diriltilmeniz sadece tek bir özün[1*] yaratılması ve diriltilmesi gibidir.[2*] Allah, daima dinleyen ve görendir.

[1*] Nisa 4/1, En’âm 6/98, A’râf 7/29, 189, Zümer 39/6.

[2*] Enbiya 21/104, Rum 30/11, Kaf 50/15.


(Lokmân 31/29)
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Allah’ın geceyi gündüzün içine soktuğunu, gündüzü gecenin içine soktuğunu, Güneş’i ve Ay’ı da hizmete koyduğunu görmedin mi?[1*] Her biri, (yörüngesinde) belli bir süreye kadar akar gider.[2*] Allah, yaptığınız her şeyin iç yüzünden haberdardır.

[1*] Gece ile gündüz, güneş ve ay gibi kendi yörüngesinde dönen ayrı varlıklardır (Yasin 36/40). Dünyanın Güneş ile yaptığı açının daima değişmesi gece ile gündüzün uzayıp kısalmasına sebep olur. Gece gündüzün içine girince gece kısalır, gündüz uzar. Gündüz gecenin içine girince de gece uzar, gündüz kısalır. Uzaydan çekilen fotoğrafları inceleyenler gece ile gündüzün, daima var olduğunu görebilirler (Âl-i İmran 3/27, Hac 22/61, Fatır 35/13, Hadid 57/6).

[2*] Bu ayete göre gece ve gündüz, tıpkı Güneş ve Ay gibi yörüngesi olan ve dünyanın çevresinde dolaşan iki ayrı varlıktır. Enbiya 21/33, Yasin 36/38-40. ayetlerde Güneş’in, Ay’ın, gecenin ve gündüzün, kendi yörüngelerinde yüzdüğünün bildirilmesi de bunu destekler. 


(Lokmân 31/30)
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟
Böyle olmasının sebebi; Allah'ın hak, O'nunla aralarına koyup yardıma çağırdıklarının batıl /gerçek dışı olması, Allah'ın ise daima yüce ve büyük olmasıdır.[*]

[*] Hac 22/6, 62.


(Lokmân 31/31)
اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Gemilerin denizde Allah'ın nimeti sayesinde akıp gittiğini görmedin mi? Bu, ayetlerinden bir kısmını size göstermesi içindir.[*] Her durumda sabreden /duruşunu bozmayan ve daima şükreden /görevlerini yerine getiren herkes için bunda kesin ayetler /göstergeler vardır.

[*] Yunus 10/22 -23, İbrahim 14/32, İsra 17/66, Hac 22/65, Rum 30/46, Fatır 35/12, Şûrâ 42/32-33.


(Lokmân 31/32)
وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
Dalgalar onları gölgelikler gibi kuşatınca Allah’ın dinine bir şey katmadan sadece O’na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden (yalnızca) bir kısmı ölçülü davranır.[1*] Sürekli döneklik ve nankörlük edenler dışında hiç kimse ayetlerimizi bile bile inkar etmez.[2*]

[1*] En’am 6/63-64, Yunus 10/22-23, İsra 17/67-69, Ankebut 29/65.

[2*] Önceki ayet ile bu ayet ve benzeri diğer ayetler gösteriyor ki kendine ateist diyenler, zor zamanlarında Allah’a yalvarır. “Allah’a aracısız ulaşılamaz” diyenler de böyle bir zamanda aracıları unutarak doğrudan Allah’a yalvarırlar. Demek ki her insan Allah konusunda gerçekleri bilir ama bile bile yanlış yola girer (Ankebut 29/47, 49).


(Lokmân 31/33)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Rabbinize karşı yanlış yapmaktan sakının. Ana babanın, evladının başına gelen hiçbir şeyi; evladın da anası ve babasının başına gelen hiçbir şeyi savamayacağı günden çekinin.[1*] Allah'ın vaadi gerçektir. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (insan ve cin şeytanları da) sakın sizi Allah hakkında aldatmasın.[2*]

[1*] Bakara 2/48,123, Mearic 70/11-14, Abese 80/33-37, İnfitar 82/19.

[2*] Fatır 35/5, İnfitar 82/6.


(Lokmân 31/34)
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ
O saat /mezardan kalkış saati ile ilgili bilgi sadece Allah katındadır.[1*] O, yağmuru indirir[2*] ve rahimlerde olanı bilir.[3*] Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez.[4*] Allah daima bilen ve her şeyden haberdar olandır.[5*]

[1*] A’raf 7/187, Ahzab 33/63, Fussilet 41/47, Şûrâ 42/17, Zuhruf 43/85, Naziat 79/42-44.

[2*] Şura 42/28.

[3*] Âl-i İmran 3/5-6, Ra’d 13/8-9.

[4*] Hud 11/123, Neml 27/65, Fatır 35/38.

[5*] Bu ayete göre Allah’tan başkasının bilemeyeceği üç şey vardır. Bunlar; mezardan kalkış saati, kişinin nerede öleceği ve yarın ne kazanacağıdır. Yağmur ve rahimlerde olanlar ile ilgili konuları “hiç kimse bilemez” denilmeyip “Allah bilir” denilmesi, insanların da bu konularda bilgi sahibi olabileceğini gösterir. Dolayısıyla, hava durumu ve ana rahmindeki çocuklarla ilgili doğru tahminler yapılabilir.