YASİN

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Yasin 36/1)
يس
YA! SİN!


(Yasin 36/2)
وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ
Hikmetler[*] içeren Kur’an hakkı için,

[*] Hikmet, Allah’ın indirdiği ve yarattığı ayetlerden çıkarılan doğru bilgidir. Allah Teâlâ, Kur’ân’dan hikmet çıkarma yöntemini ayrı bir ilim olarak ortaya koymuştur. (Araf 7/52)

 

(Yasin 36/3)
إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Sen Allah’ın elçilerindensin,


(Yasin 36/4)
عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Doğru yoldasın.


(Yasin 36/5)
تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
Bu daima üstün ve ikramı bol olan Allah’ın indirdiği kitaptır.


(Yasin 36/6)
لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ
Ataları uyarılmadığından yanılgılar içerisinde kalmış bir topluluğu uyarman için indirilmiştir[*].

[*] Allah’ın kitabının içeriğini bilmeyene ümmi denir (Bakara 2/78, Al-i İmran 3/20) Eskiden Mekkelilerin elinde ilahi kitap olmadığı için hem onlar hem de onlardan biri olan Nebîmiz ümmi olarak nitelenmiştir (Cuma 62/2).

 

(Yasin 36/7)
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَىٰ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onların çoğu, bunun gerçekten Allah’ın sözü olduğunu anladı ama (bir türlü) inanıp güvenemiyorlar[*].

[*] Kur’ân’ın Allah’ın sözü olduğunu anlayan ona inanır, ama hayat tarzını ve beklentilerini değiştirmek istemeyen, Kur’ân’ı görmezlikte direnerek kâfir olur. Arapçada bir şeyin üstünü örtene kâfir denir. Kafirler doğruları bilirler ama hesaplarına uymadığı için görmezlikten gelirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bazı yüzlerin ak olduğu, bazı yüzlerin de karardığı hesap gününde, yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!” (Al-i İmran 3/106)


(Yasin 36/8)
إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ
Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da baş eğemiyorlar.


(Yasin 36/9)
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Sanki hem önlerine bir engel hem de arkalarına bir engel koyup kuşatmışız da göremiyorlar[*].

[*] Bu iki âyette, Mekkelilerin, Kur’ân karşısındaki tavırları, temsili istiare (alegori) denen sembollerle canlandırılmıştır. Mecaz çeşitlerinden olan istiarede gerçek anlamı kast etme ihtimali olmadığı için Araplar benzetme edatı kullanmazlar. Türk okuyucular bu gibi âyetlerdeki ifadeleri mecaz değil, gerçek sandığı için benzetme edatı olarak “sanki” kelimesini kullanma zorunluluğu doğmuştur.


(Yasin 36/10)
وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, güvenmiyorlar!


(Yasin 36/11)
إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Sen ancak, içten içe Rahman’dan korkarak bu zikre (Kur’ân’a) uyanı uyarabilirsin. Ona uyanlara, durumlarının düzeltileceğini[*] ve büyük bir ödül verileceğini müjdele.

[*] Mağfiret’in anlamı, “Allah’ın kişiyi azaptan koruması” (Müfredat) olduğu için meal bu şekilde verilmiştir.

 

(Yasin 36/12)
إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
Ölüleri biz dirilteceğiz. Yapıp ettiklerini ve arkalarına bıraktıklarını da yazmaktayız[1*]. Her şeyin kaydını, bir ana kitapta tek tek tutuyoruz[2*].

[1*] “Arkalarına bıraktıkları” şeklinde ifade edilen kelime “eserleri = آثَارَهُمْ”dir. Nebîmiz şöyle demiştir: "İnsan şu üç eserden birini bırakmadan ölürse defteri kapanır: Sadaka-i cariye (sürekliliği olan hayır), faydalanılan ilim ve ona dua eden iyi evlât" (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14)

[2*] Arapçada iltifat sanatı olduğundan şimdiki zaman yerine geçmiş zaman kipi kullanılmıştır. Türkçede bu sanat olmadığı için meal bu şekilde verilmiştir.
 

(Yasin 36/13)
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ
Şu şehir ahalisini, bir örnek olarak onlara anlat. Birgün oraya elçilerimiz gelmişti.


(Yasin 36/14)
إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ
İki elçi göndermiştik, ikisini de yalancı saydılar. O elçilere, üçüncüsü ile destek verdik. “Biz, size gönderilen elçileriz.” dediler[*].

[*] Rivayete göre bu ayetler, İsa aleyhisselamın Antakya’ya gönderdiği elçilerle ilgilidir (Taberi 22243). İncil’de “Resullerin İşleri” bölümünde verilen bilgilerle bu ayetler arasında uyum vardır.


(Yasin 36/15)
قَالُوا مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَٰنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Onların söyledikleri şu oldu: “Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz ki! Rahman[*], bir şey indirmez; siz sadece yalan söylüyorsunuz!”.

[*] Rahman, iyiliği sonsuz demektir. İnsanlar her şeyi Allah’ın verdiğini kabul ederler ama emir vermesini istemezler.


(Yasin 36/16)
قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
(Elçiler) “Rabbimiz (Sahibimiz) biliyor, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.” dediler.


(Yasin 36/17)
وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
“Görevimiz açık bir tebliğden ibarettir.”


(Yasin 36/18)
قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Halk dedi ki; “Sizin yüzünüzden iyice savrulduk[1*]. Bu işi bırakmazsanız sizi taşa tutarız, fena halde canınız yanar[2*].”

[1*] Tetayyur, teferruk anlamına gelir. (Muhtar’us-sıhah) Tetayyur (تطير), tefe’ul babındandır, tekellüf ifade eder. Yani “dağılma tahammül edilemez ölçülere vardı” demiş olurlar. “Savrulduk” diye anlam vermemizin sebebi budur.

[2*] Nebîmizin tebliğinden sonra Mekkeliler de savrulduğu için onu öldürmeye kalkmışlardı.

 

(Yasin 36/19)
قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ ۚ أَئِنْ ذُكِّرْتُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
Elçiler dediler ki, “sizi savuran sizin tavrınızdır. Size doğrular hatırlatıldı diye mi böyle oldunuz[*]? Hayır, siz aşırı giden bir halksınız.”

[*] Bir topluma Allah’ın bir elçisi geldiği zaman çözülme ve parçalanma kaçınılmaz olur. Bir âyet şöyledir: ”İnsanlar tek bir toplumdu. Allah, onlara müjde veren ve uyarılarda bulunan nebîler gönderdi; onlarla birlikte, gerçekleri içeren kitap da indirdi# ki ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında o kitap hükmetsin. Kendilerine kitap verilenlerden başkası ayrılığa düşmedi.# Bu da açık belgeler geldikten sonra birbirlerine üstünlük kurma gayretlerinden kaynaklandı. Sonra ayrılığa düştükleri konuda, Allah, müminleri, kendi onayıyla doğruya ulaştırdı. Allah, doğruları tercih edeni doğru yola yöneltir.” (Bakara 2/213).


(Yasin 36/20)
وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ
Bir adam, şehrin en uzak yerinden koşa koşa geldi. “Ey halkım, uyun şu elçilere!” dedi.


(Yasin 36/21)
اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
“Sizden bir karşılık istemeyen şu kişilere uyun! Onlar doğru yoldalar!


(Yasin 36/22)
وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ben, beni yaratana niye kulluk etmeyeyim ki! Zaten O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.


(Yasin 36/23)
أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ
Allah ile arama başka ilahlar koyup onlara tutunur muyum hiç? Rahman bir zarar vermek istese onların şefaati benim bir işime yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar.


(Yasin 36/24)
إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Öyle yaparsam, açık bir sapıklık içinde olurum.


(Yasin 36/25)
إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ
Ben sizin Rabbinize (Sahibinize) inandım, beni dinleyin!” dedi.


(Yasin 36/26)
قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ
(Adamı öldürdüler) Ona: “Cennet’e gir.” dendi. (Orayı görünce) “Ah, keşke halkım bilseydi!” dedi[*].

[*] Bu şahıs, insanları Allah'ın yoluna davet ettiği için öldürdüğünden Allah yolunda öldürülmüştür. Allah Teala onlarla ilgili olarak şöyle buyurur:  “Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz Allah’ın bağışlaması ve iyiliği, biriktirebileceğiniz her şeyden hayırlı olur.” (Al-i İmran 3/157)

 

(Yasin 36/27)
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ
“Rabbimin ne sebeple durumumu düzelttiğini ve beni ikram görenlere kattığını (keşke anlasalardı!)[*]”

[*] "Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma! Onlar, diridirler; Rableri (Sahipleri) katında kendilerine rızık da verilir. Allah'ın kendi lutfundan verdikleriyle mutlu olurlar. Arkalarında bıraktıklarından henüz aralarına katılmamış olanlara da “İçlerinde ne korku olacak ne de üzülecekler.” diye müjde vermek isterler. Allah'ın nimetini ve ikramını, bir de Allah’ın müminlerin ödülünü eksiltmeyeceğini müjdelemek isterler. " (Al-i İmran 3/169-171)

 

(Yasin 36/28)
وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ
Onun arkasından halkına gökten ordu indirmedik, indirmeyiz de.


(Yasin 36/29)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ
Yaptığımız tek bir seslenme oldu[1*], hepsi birden alevi sönmüş ateşe döndüler[2*].

[1*] Bir şeyi irade ettiğinde yaptığı tek şey ‘Ol!’ demesidir sonra o şey oluşur.’ (Yasin 36/82)

[2*] Alevi kaybolan ateşe hamid=خَامِدِ denir. (Müfredat) Alevi kaybolan ateş, için için yanmaya devam eder. Allah Teala şöyle buyurur: “Yanlışlar içinde olan nice kentleri kırıp geçirdik ve yerlerine başka topluluklar oluşturduk. Baskınımızı anlayınca hemen oradan kaçarlardı. (Onlara şöyle denir:) ‘Kaçmayın! Şımartıldığınız şeylere ve evlerinize dönün; belki size bir şey soran olur.’ Onlar da: ‘Eyvah, çekeceğimiz var. Çünkü yanlışlar içindeymişiz’ derler. Alevleri kaybolmuş için için yanan ateş yumakları haline getirinceye kadar feryatları kesilmez.” (Enbiya 21/11-15)

 

(Yasin 36/30)
يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeyegörsün, hemen hafife alırlar.


(Yasin 36/31)
أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Kendilerinden önce nice nesilleri etkisizleştirdiğimizi görmediler mi? Onlar bunlara dönemez, (başlarından geçenleri anlatamazlar).


(Yasin 36/32)
وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Nasıl olsa hepiniz huzurumuza çıkarılacaksınız! (Orada her şeyi öğrenirsiniz)


(Yasin 36/33)
وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak onlar için (yeniden dirileceklerini anlamaları için) bir göstergedir. Ona can verir ve daneli bitkiler çıkarırız. Onlar da ondan yerler.


(Yasin 36/34)
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ
O toprakta hurma ve üzüm bağları oluştururuz. Kaynaklarından sular fışkırtırız.


(Yasin 36/35)
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Bunu yaparız ki, hem bitkinin ürününden hem de elleriyle yaptıklarından yesinler. Bunlar kendilerine düşen görevi yerine getirmeyecekler mi[*]?

[*] Hamd; birini, yaptığı iyi bir işten dolayı övmektir. Buna medih de denir. O iyi işi, sizin için yaptı diye övmek şükür olur. Türkçede buna teşekkür denir. Kişinin, kendi katkısı olmadan sahip olduğu şeyle övülmesi, sadece medih yani övgü olur. Hamd şükürden, medih de her ikisinden kapsamlıdır. Birinin size iyi davrandığını söylemeniz hem hamd hem şükür hem de medih olur. Size yaptığı iyilikten bahsetmeden “O iyidir” demeniz, hamd ve medihtir ama şükür değildir. “Uzun boylu ve zekidir” demek ise sadece medih olur. Çünkü zekâyı ve uzun boyu, kendi çalışmasıyla elde etmemiştir. Bunlar aşağıda olduğu gibi iç içe övgü halkalarıdır. Her şükür, hamd ve medihtir. Her hamd medihtir ama şükür değildir. Her medih hamd ve şükür olmayabilir. Bir şeye teşekkür etmiş olmak için bize düşen görevi yapmak gerekir. Ayete bu meali vermemiz ondandır.

 

 


(Yasin 36/36)
سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerini, kendilerini ve bilmedikleri her şeyi çift yaratan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır.


(Yasin 36/37)
وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ
Gece de onlar için göstergedir (âyettir). Ondan gündüzü sıyırıp çıkarırız da zulmette kalıverirler[*].

[*] Zulmette kalıverirler” diye meal verdiğimiz muzlimûn (مظلمون)“ kelimesi zalm (الظَّلْمُ) kökündendir. Kelimenin iki zıt anlamı vardır; biri karanlığın bastırması diğeri parıltılı olmaktır. (El- ayn ظْلَم md.) bu yüzden kelimeye “…karanlıkta kalıverirler” anlamı verilebileceği gibi “parıldayan bir aydınlığa girmiş olurlar” anlamı da verilebilir. İkinci anlam beyaz geceleri ifade eder. Bu gibi yerlerde gündüz sıyrılınca mat bir beyazlık kalır. Bu yüzden Allah’ın geceyi bu kelime ile tanımlaması önemlidir. Bölgemizde beyaz geceler olmadığı için مظلمون (muzlimûn) kelimesinin ikinci anlamı akla gelmiyor.

 

(Yasin 36/38)
وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Güneş yerleştirildiği yörüngesinde akıp gider. İşte bu, daima üstün ve bilgili olan Allah’ın koyduğu ölçüdür.


(Yasin 36/39)
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ
Ay’ı da kuru hurma salkımı sapı gibi olana kadar menzil menzil[*] ölçülendirmişizdir.

[*] Menzil, iniş yeri demektir. İki âyette Ay’a nur denir (Yunus 10/5, Nuh 71/16). Furkan 25/61’e göre Ay’ın ışığı yansıtma özelliği vardır (قَمَرًا مُّنِيرًا). Menzil, iniş yeri demektir. Ay’ın menzil menzil ölçülendirilmesi, yansıttığı ışığın her evrede değişmesidir. Kuru hurma salkımı sapı, hilal görüntüsünü ifade eder. Ay bundan sonra  görünmez olur. Güneş, “ısı ve ışık yayan kandildir.”  (Nebe’ 78/13) Ay, ondan aldığı ışığı yansıtır.

 

(Yasin 36/40)
لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Güneş Ay’ı yakalayamaz gece gündüzü geçemez[1*]. Her biri farklı bir yörüngede yüzer[2*].

[1*] Gece gündüzün önüne geçemeyeceği için yeni gün, Güneşin batmasıyla değil, doğmasıyla başlar. Bu sebeple âyetlerde ve Nebîmizin uygulamasında ilk namazı öğle namazı, son namazı sabah namazı, orta namaz da akşam namazıdır. Zaten akşam namazı, rekât sayısı itibariyle de ortadadır. Bkz. Hud 11/114, İsra 17/78. Bakara 2/238.

[2*] Bu ayete göre gece ve gündüz, tıpkı Güneş ve Ay gibi yörüngesi olan ayrı varlıklardır. Kur’an’da dünyanın yörüngesinden bahsedilmemesi Güneş’in, Ay’ın, gecenin ve gündüzün dünyanın etrafında dolaştığını gösterir. Gündüz, kendindeki gösterme özelliği sebebi ile Güneş ışınlarını aydınlığa çevirir. Gecenin karartma özelliği yoktur (İsrâ 17/12). Kutup bölgesinde Güneşsiz gündüzlerin ve beyaz gecelerin oluşması bundandır.

 

(Yasin 36/41)
وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
İnsan neslini tam donanımlı (ve yüklü) gemilere[*] bindirmemiz de onlar için bir göstergedir (âyettir).

[*] Lisan’ul-Arab.


(Yasin 36/42)
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ
Onlara bunun gibi başka binekler de yarattık.


(Yasin 36/43)
وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ
Batmalarını tercih edersek[*] onları batırırız. Ne çığlık atabilecek halleri olur, ne de kurtarılabilirler.

[*] إِن نَّشَأْ”, “şey etsek” demektir. Buradaki şey, Allah’ın kanunudur. Batmaktan söz edildiği için o şey geminin batma kanunu olur. O kanunun şartları oluşursa gemi batar ve içindekiler boğulur. Bu, içindekilerin Allah’ın kanununa aykırı şekilde tedbirsiz hareket etmeleri veya Allah’ın gazabı sonucunda ortaya çıkan kötü hava koşulları gibi nedenlerle olabilir.

 

(Yasin 36/44)
إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَىٰ حِينٍ
Bizden bir ikram olsun ve bir süreye kadar geçinip gitsinler diye kurtarırsak başka.


(Yasin 36/45)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Bunlara: “Önünüzde bulunanlar ile geriye bıraktıklarınız konusunda kendinizi yanlışlardan koruyun[*]; belki iyilik görürsünüz” dense (umurlarında olmaz.)

[*] Gemiye binmeden, bakım ve onarımı yapılmalıdır.

 

(Yasin 36/46)
وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Rablerinin âyetlerinden hangisiyle karşılaşsalar sadece sırtlarını çevirirler.


(Yasin 36/47)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Onlara: “Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcayın.” dense, ayetleri görmezlikte direnenler, inanıp güvenenlere şöyle derler: “Onları biz mi doyuracağız? Gerek görseydi Allah doyururdu. Sizin hepiniz açık bir sapıklık içindesiniz!”


(Yasin 36/48)
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Bir de şöyle derler: “Doğru söylüyorsanız söyleyin bakalım, bu vaad ne zaman gerçekleşecek!”


(Yasin 36/49)
مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Bekledikleri tek bir seslenmedir[*]; o ses onları, birbirleriyle çekişirlerken yakalar.

[*] ‘‘Bir şeyi irade ettiğinde yaptığı tek şey ‘Ol!’ demesidir sonra o şey oluşur.’” (Yasin 36/82)

 

(Yasin 36/50)
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَىٰ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Artık bir kimseye ne bir tenbihte bulunma imkanları olur ne de ailelerine dönebilirler.


(Yasin 36/51)
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ
Sura üflenince bunlar; derhal kabirlerinden kalkar ve hızla Rablerine (hesap verecekleri yere) doğru akın ederler.


(Yasin 36/52)
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
“Eyvah! Yatağımızdan bizi kim kaldırdı[*]?” derler. Onlara şöyle denir: “İşte bu, Rahman’ın tehdit ettiği şeydir. Demek ki elçiler doğru söylemişler.”

[*] Bu sözü kâfirler söyler. Müminlerle ilgili olarak şöyle buyrulmuştur: “Sizi çağıracağı gün, Allah’ım ne iyi yaptın! diyerek karşılık verir; dünyada pek az kaldığınızı zannedersiniz.” (İsra 17/52)


(Yasin 36/53)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
O, tek bir seslenme[*] olur, derhal hepsi huzurumuza çıkarılır.

[*] Bir şeyi irade ettiğinde yaptığı tek şey ‘Ol!’ demesidir sonra o şey oluşur.’ (Yasin 36/82)

 

(Yasin 36/54)
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
O gün kimseye yanlış yapılmaz; sadece yaptığınızın karşılığını görürsünüz.


(Yasin 36/55)
إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ
Cennet ahalisi, o gün tat alacakları işlerle uğraşırlar.


(Yasin 36/56)
هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerdeki tahtlara kurulurlar.


(Yasin 36/57)
لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ
Orada onları neşelendirecek işler ve istedikleri her şey vardır.


(Yasin 36/58)
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ
Bir de ikramı bol Rabbinin “Selam[*]” sözü ile karşılanırlar.

[*] Selamet; gizli veya açık bir bozulmanın olmamasıdır (Müfredat).


(Yasin 36/59)
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
(Suçlulara da:) “Ey suçlular! Bugün siz ayrılın!” (denir.)


(Yasin 36/60)
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
“Ey âdemoğulları[1*], size sorumluluk yüklemedim mi? Şeytan’a kul olmayın, o açık düşmanınızdır[2*],

[1*] Arap dilinde “Adem oğulları” sözünden Adem kızları da anlaşılır.

[2*] Şeytana kul olanlar, hayatlarında Allah’ı ikinci sıraya koyanlardır. “(Allah insanlardan) bir kesimin doğru yolda olduğunu onaylar. Bir kesim de sapık sayılmayı hak eder. Onlar şeytanları kendilerine Allah’tan daha yakın konumda tutar, üstelik doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Araf 7/30)

(Yasin 36/61)
وَأَنِ اعْبُدُونِي ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
Bana kul olun, doğru yol budur” demedim mi[*]?

[*] (Araf 7/172-173) ve birçok âyet, her insanın, çevresini ve kendini gözlemleyerek Allah’ın varlığına ve birliğine şahit olacağını bildirir. Birçok doğru bilgi ve davranış da böyle öğrenilir. Herkes bilgisine göre imtihandan geçirilir.

 

(Yasin 36/62)
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
O, içinizden nice nesilleri yoldan çıkardı, aklınızı kullanmıyordunuz değil mi?


(Yasin 36/63)
هَٰذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
İşte tehdit edildiğiniz Cehennem!


(Yasin 36/64)
اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Gerçekleri örtmenizin cezası olarak bugün girin oraya!


(Yasin 36/65)
الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰ أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
O gün ağızlarına mühür basarız da bize elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.


(Yasin 36/66)
وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰ أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Onların kafir olmaları bizim tercihimiz olsaydı[*] gözlerini tamamen kör ederdik. Yola gelmeye çalışırlardı ama nereyi göreceklerdi ki?

[*] لَوْ نَشَاء ‘nün anlamı “Şeyi şey etseydik ama etmedik” şeklindedir. Şey’in anlamı yapılan işe göre değişir.  Önceki âyetler, bu şahısların kafir olduğunu anlattığı için cümlenin nesnesi olan birinci şey “onların kafirliği” dir. Burada “şeyi şey etme” onların kafir olmalarını tercih etme anlamında olur.  Yani kafirlikleri kendi tercihleridir. Allah’ın tercihi olsaydı önlerine seçenek koymaz, onları, doğru yolu bulamayacakları bir yapıya sokardı.


(Yasin 36/67)
وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
Kafir olmaları bizim tercihimiz olsaydı onları başka kalıba sokardık. Sonra ne yola devam edebilirler ne de geri dönebilirlerdi.


(Yasin 36/68)
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kime uzun ömür verirsek yaratılışını tersine çeviririz[*]. Bunlar akıllarını kullanmıyorlar mı?

[*] Yaşlandıkça gücünü ve yeteneklerini kaybeder ve çocuk gibi olmaya başlar.

 

(Yasin 36/69)
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ
Muhammed’e şiir öğretmedik; zaten gerekmezdi de. Bu, sadece doğru bilgi (zikir) ve (onu) açık seçik ortaya koyan Kur’ân’dır[*].

[*] Zikir, doğru bilgi demektir. Kur’ân’daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. (Bkz. Hicr 15/9.) Kur’ân kelimesi ise hem son Kitabın ismi hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ilgili ayet kümeleri anlamına gelir. (Bkz. İsra 17/106)

 

(Yasin 36/70)
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ
Kur’ân, diri olanları uyarasın, bir de onun gerçek söz (Allah’ın sözü) olduğu, ayetleri görmezlikte direnenler (kafirler) açısından da kesinleşsin diye indirilmiştir.


(Yasin 36/71)
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Görmediler mi ki kendi el emeğimiz olan büyük ve küçükbaş hayvanları[*] onlar için yaratmışızdır. Onlar bunlara sahip olurlar.

[*] Bunlar; koyun, keçi, sığır ve devedir. Bkz:(En’âm 6/143-144)


(Yasin 36/72)
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
O hayvanları, bunlara boyun eğdirdik, bazısını kendilerine binek yaparlar, bazısından da yerler.


(Yasin 36/73)
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onlarda kendileri için başka yararlar ve içecekler de vardır. Hala görevlerini yerine getirmeyecekler mi?


(Yasin 36/74)
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ
Belki yardımları olur diye, Allah ile aralarına koydukları ilahlar edindiler.


(Yasin 36/75)
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
Oysa onların yardıma güçleri yetmez. Ama bunlar onlar için hazır asker gibidirler.


(Yasin 36/76)
فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onların sözleri seni üzmesin; biz neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını iyi biliriz.


(Yasin 36/77)
أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ
İnsan, kendisini döllenmiş yumurtadan yarattığımızı görmez mi ki zaman gelir, bizimle açıkça boy ölçüşmeye kalkar.


(Yasin 36/78)
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ ۖ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ
Kendini nasıl yaratıldığını unutarak bizi başkalarına benzetir ve şöyle der: “Çürük kemikleri kim diriltebilir ki?”


(Yasin 36/79)
قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
De ki “Onları diriltecek olan ilkin var edendir. O, yaratmanın her şeklini bilir.


(Yasin 36/80)
الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
O, yeşil ağaçtan, sizin için ateş oluşturandır, siz onu yakarsınız.


(Yasin 36/81)
أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ ۚ بَلَىٰ وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ
Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmanın ölçüsünü koyamaz mı? Koymuştur elbette! O, her şeyi bilen yaratıcıdır.


(Yasin 36/82)
إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Bir şeyi irade[*] ettiğinde yaptığı tek şey ‘Ol!’ demesidir sonra o şey oluşur.

[*] İrâde, istemek ve dilemektir. Allah kullarının, imtihanı başarmalarını irade eder ama herkes başaramaz. Bir âyet şöyledir: “Allah size, her şeyi açık açık göstermeyi; sizi, sizden öncekilerin doğru yollarına yönlendirmeyi ve tevbenizi kabul etmeyi irade eder. Allah bilir, doğru kararlar verir.” (Nisa 4/26) Bu âyete göre Allah “ol” emrini vermeden onun iradesi gerçekleşmez. İmtihanla ilgili konularda “ol” emrini, sadece gereğini yapanlar için verir.

Ayetteki شَيْئاً (= şey’en) mastar, ondaki tenvîn ise muzafun ileyhten ıvazdır. Yani شيءٍ شيئ iken muzafun ileyh olan şey شيئ kaldırılmış yerine tenvîn konmuştur. Kaldırılan isimdir ve mastar olan شيئ’in mef’ûlüdür. Ayetteki كُنْ tam fiildir ve faili şey (شيئ)’dir. Şey (شيئ)’in kendisi henüz oluşmamış olsa da ölçüsü oluştuğu için emre muhatap kılınmıştır.

Ayetteki فَيَكُونُ (feyekûn) da tam fiildir. Bu sebeple (إِذَا أَرَادَ شَيْئاً)’e;” إِذَا أَرَادَ إحداث شيء  وتكوينه = bir şeyi var etmek ve oluşturmak istediği zaman” anlamı verilir. Çünkü tam olan كُنْ = kün’ün anlamı, “kevvin كوِّنْ= oluşmaya başla!” veya “uhdus أحدث = varlık sahnesine çık” şeklindedir. Buradan hareketle mastar olan شيئ’in, ihdas (إحداث) ve tekvîn (تكوين) anlamında olduğu ortaya çıkar. İhdas, ‘yokken var etmek’, tekvîn ise ‘oluşturmak’tır. Bize göre tekvîn anlamı daha uygundur.

 

(Yasin 36/83)
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Her şeyin yönetimini elinde tutan Allah’ın bir eksiği yoktur. Hepiniz O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.”