SAFFAT

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Saffat 37/1)
وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
Hep aynı çizgide olanlara and olsun.,


(Saffat 37/2)
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
Yanlışı, sürekli engelleyenlere,


(Saffat 37/3)
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
Aynı zamanda doğru bilgiden ayrılmayanlara[1*] and olsun ki[2*],

[1*] Bütün bu kelimeler النفوس kelimesinin sıfatı sayılarak anlam verilmiştir.

[2*] “O müjde, zorbalardan (tâğut'tan), ona kul olmaktan uzak duran ve Allah'a yönelenlere müjde vardır. Müjdeyi şu kullara, söz dinleyip sözlerin en  güzeline uyanlara ver. Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. İşte sağlam duruşlu (ulu’l-elbab) olanlar işte onlardır.” (Zümer 39/17-18)


(Saffat 37/4)
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ
Sizin ilahınız tek bir ilahtır.


(Saffat 37/5)
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
O, göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin sahibidir. Güneşin doğuş noktalarının[*] da sahibidir.

[*] Güneş, yılın her gününde farklı noktadan doğar ve batar. 21 Aralıktan 21 Hazirana kadar doğuş noktaları sürekli kuzeye kayarken 21 Haziranda geri döner ve 21 Aralığa kadar sürekli güneye kayar. Bu yüzden 21 Haziran ve 21 Aralık günlerine gündönüm günleri denir.

20 Aralıkta kuzey yarımkürede en kısa gün ve en uzun gece yaşanırken güney yarımkürede en uzun gün ve en kısa gece yaşanır. 20 Haziran tam tersidir. 20 Mart ve 22 Eylül günlerinde Güneş tam doğu noktasına geldiği için bu günlerde bütün dünyada gece gündüz eşit olur.

21 Hazirandan 21 Aralığa kadar kuzey yarımkürede günler sürekli kısalırken güney yarımkürede uzar. 21 Hazirandan itibaren de bunun tam tersi olur. İşte ayet, bütün bu doğuş ve batışlara işaret etmektedir. Bir ayet de şöyledir:

Hayır, doğuların ve batıların rabbine yemin ederim. (Mearic 70/40)
 


(Saffat 37/6)
إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
Biz, en yakınınızda olan göğü bir süsle; yıldızlarla süsledik.


(Saffat 37/7)
وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ
Onu, her hayırsız şeytana karşı da koruduk.


(Saffat 37/8)
لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
Onlar Mele-i A’lâ’yı (büyük meleklerin toplantısını) dinleyemez; her taraftan taşlanırlar.


(Saffat 37/9)
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
Hep kovulurlar. Azap yakalarını bırakmaz.


(Saffat 37/10)
إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Onlardan kim bilgi hırsızlığı yaparsa, delici bir ateş parçası hemen onun peşine düşer.


(Saffat 37/11)
فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا ۚ إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ
Şu insanlardan tutarlı bir görüş iste; kendi yarattıkları mı güçlüdür,[*] yoksa bizim yarattığımız mı? Biz kendilerini özlü balçıktan yarattık.

[*] İnsanlar bir çok icatlar yaparlar. Bunların tabiatta bir eşi yoktur. Bu sebeple Allah kendisini ”yaratanlar içinde en güzel yaratan” (Müminun 23/14) diye nitelemiştir. 


(Saffat 37/12)
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Sen bu soruya şaşırdın, ama onlar hafife alıyorlar.


(Saffat 37/13)
وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ
Doğru bilgiye vurgu yapıldığında o bilgiyle ilgilenmiyorlar.


(Saffat 37/14)
وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ
Bir âyet gördüklerinde hafife almaya çalışıyorlar.


(Saffat 37/15)
وَقَالُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
Şöyle diyorlar: “Bu, açıkça bir kandırmacadan başka bir şey değildir.


(Saffat 37/16)
أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Yani ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra, gerçekten tekrar kalkacak mıyız?


(Saffat 37/17)
أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
Geçmiş büyüklerimiz de mi kalkacak?”


(Saffat 37/18)
قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ
De ki: “Evet! Hem de siz alçaltılmış bir halde olacaksınız.


(Saffat 37/19)
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
Tekrar kalkma işi bir komuta bakar; o zaman anlarlar[*].

[*] Bunlardan bazıları kör olarak haşredileceği için ayete bu şekilde mana verildiği takdirde ayetler arası ilişkiye zarar verme ihtimali var. Bakmak ile görmenin aynı şey olmadığı Araf 7/198'de anlatılıyor ancak ortalama okuyucu bu detayı yakalayamayabilir. Bu nedenle teknik açıdan mümkün ise ayete bu şekilde mana vermeyi öneriyorum.


(Saffat 37/20)
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ الدِّينِ
“Vay başımıza gelenler; bu, hesap günü yahu!” derler.


(Saffat 37/21)
هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
“İşte bu, sizin yalan saydığınız yargı günüdür” denir.


(Saffat 37/22)
احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
“O zalimleri, kendilerine eşlik edenlerle[*] ve kulluk ettikleri kimselerle bir araya getirin.

[*] Bu ayetteki ezvâc أَزْوَاجَ kelimesi “eşler” değil, “eşlik edenler”anlamındadır. Vakıa suresinde birbirine eşlik edenler “ezvâc=أَزْوَاجَ” üçe ayrılmışlardır: Önde gidenler, defteri sağdan verilenler ve soldan verilenler. (bkz. Vakıa 56/7-10)


(Saffat 37/23)
مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطِ الْجَحِيمِ
Allah ile aralarına koyduklarıyla beraber onları, Cehennem’in yoluna çevirin.


(Saffat 37/24)
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ
Orada durdurun. Onlara soru sorulacak:


(Saffat 37/25)
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
“Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” (denecek.)


(Saffat 37/26)
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Aslında o gün onlar tam bir teslimiyet gösterirler.


(Saffat 37/27)
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
Kimisi kimisine dönüp birbirlerini sorguya çekerler.


(Saffat 37/28)
قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
“Sizler bize güç gösterisiyle gelirdiniz” derler.


(Saffat 37/29)
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Onlar da şöyle cevap verirler: “Hayır, siz inanan kimseler değildiniz.


(Saffat 37/30)
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ ۖ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
Bizim sizin üzerinizde bir üstünlüğümüz(sulta) olamazdı. Aslında sizler taşkınlık eden kimselerdiniz.


(Saffat 37/31)
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا ۖ إِنَّا لَذَائِقُونَ
Rabbimizin bizim aleyhimizdeki sözü kesinleşti; çaresi yok, biz o azabı çekeceğiz.


(Saffat 37/32)
فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
Sizi hayallere daldırdık ama o hayallere biz de dalmıştık.”


(Saffat 37/33)
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Onlar o gün o azabı birlikte çekerler.


(Saffat 37/34)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Biz suçlulara, işte böyle davranırız.


(Saffat 37/35)
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Onlara: “Allah’tan başka ilah yoktur” denilince büyüklenirlerdi;


(Saffat 37/36)
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
“Biz, cinlerin etkisine girmiş bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız?” derlerdi.


(Saffat 37/37)
بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
Aslında o, gerçeği getirmiş; üstelik önceki elçileri de tasdik etmişti.


(Saffat 37/38)
إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
Siz, o acıklı azabı elbette tadacaksınız.


(Saffat 37/39)
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ettiğinizden başkasını mı bulacaksınız?


(Saffat 37/40)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Allah’a yürekten bağlı kulların hali başka olur.


(Saffat 37/41)
أُولَٰئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ
Onlar için belli bir rızık vardır.


(Saffat 37/42)
فَوَاكِهُ ۖ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
Her türden meyveler onlar içindir. Onlar ağırlanırlar.


(Saffat 37/43)
فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Ağırlama, nimetlerle dolu bahçelerde olur.


(Saffat 37/44)
عَلَىٰ سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
Sedirler üzerine karşılıklı kurulurlar;


(Saffat 37/45)
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
Çevrelerinde içki dolu bardaklar dolaştırılır.


(Saffat 37/46)
بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ
İçenlere zevk veren beyaz renkli içkiler.


(Saffat 37/47)
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
Onlarda ne baş ağrıtıcı bir şey bulunur ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.


(Saffat 37/48)
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
Yanlarında gözlerini onlardan ayırmayan iri gözlü kadın hizmetçiler olur.


(Saffat 37/49)
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
O hizmetçiler günyüzüne çıkmamış yumurtalar gibidirler.


(Saffat 37/50)
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
Cennettekilerden biri diğerine döner; birbirlerine sorarlar.


(Saffat 37/51)
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
Biri; “Benim bir yakın arkadaşım vardı,” der;


(Saffat 37/52)
يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ
Bana şöyle derdi: “Sen gerçekten inanıyorsun; öyle mi?”


(Saffat 37/53)
أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ
Biz toprak ve kemikler haline geldiğimiz bir sırada mı? Gerçekten hesaba mı çekileceğiz?”


(Saffat 37/54)
قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
“Yukarıya (Araf’a)[*] çıkıp bakar mısınız?” der.

[*] Ayetteki اطّلع=ıttalaa kelimesi, bir şeyin üzerine çıkıp başkasına gösterme anlamına gelir. (Kitab’ul-Ayn)


(Saffat 37/55)
فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ
Yukarıdan bakar ve onu cehennemin tam ortasında görür.


(Saffat 37/56)
قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ
Ona şöyle der: “Vallahi az kalsın beni de bu hale düşürecektin.”


(Saffat 37/57)
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
Rabbimin iyiliği olmasaydı kesinlikle ben de yaka paça oraya götürülürdüm”


(Saffat 37/58)
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
(Cennetteki arkadaşına döner ve şöyle der:) Artık bize ölüm yok; değil mi?


(Saffat 37/59)
إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Sadece ilk ölümümüz (uykumuz[*]) dışında bir şey yok, değil mi? Artık bize azap da çektirilmeyecek”.

[*] İnsan, uyku ile ölümü insan aynı şekilde algılar. Ayrıntılı bilgi için bkz. (Zümer 39/42)


(Saffat 37/60)
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Bu gerçekten muhteşem bir kurtuluş!


(Saffat 37/61)
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
Çalışanlar işte böyle bir şeyi elde etmek için çalışsınlar.


(Saffat 37/62)
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
Böyle bir yerde konaklamak mı iyi, yoksa zakkum ağacının yanında konaklamak mı?


(Saffat 37/63)
إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
Onu, yanlış davrananlar için bir sıkıntı kaynağı yaparız.


(Saffat 37/64)
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
O, Cehennem’in dibinde biten bir ağaçtır.


(Saffat 37/65)
طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ
Her bir tomurcuğu sanki bir şeytan başı gibi.[*]

[*] çekici görünür


(Saffat 37/66)
فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
Onlar çaresiz ondan yer; karınlarını onunla doldururlar.


(Saffat 37/67)
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ
Üzerine kaynar su katkılı içecekleri de bulunur.


(Saffat 37/68)
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
Yemekten sonra döndürülüp götürülecekleri yer yine o alevli ateştir.


(Saffat 37/69)
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ
Bunlar atalarını yanlışlar içinde bulmuşlardı.


(Saffat 37/70)
فَهُمْ عَلَىٰ آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
Hiç düşünmeden onları takibe koyulmuşlardı.


(Saffat 37/71)
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
Onlardan öncekilerin çoğu zaten yanlış yoldaydılar.


(Saffat 37/72)
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ
Üstelik aralarından onları uyaran elçiler çıkarmıştık.


(Saffat 37/73)
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
Bak bakalım; uyarılanların sonu nasıl olmuş!


(Saffat 37/74)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Ama Allah’ın içi temiz kullarının hali başka olur.


(Saffat 37/75)
وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
(Bir gün) Nuh bizi yardıma çağırmıştı; onu ne güzel karşılamıştık.


(Saffat 37/76)
وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Onu ve ailesini o büyük üzüntüden kurtarmıştık.


(Saffat 37/77)
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ
Soyunu devam ettirdiğimiz sadece onlar olmuştu.


(Saffat 37/78)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Arkadan gelenlerce bu halleriyle anıldılar.


(Saffat 37/79)
سَلَامٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
Çağdaşları arasından Nuh’a selam olsun.


(Saffat 37/80)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/81)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Çünkü o, bize güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/82)
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
Sonra öbürlerini suda boğduk.


(Saffat 37/83)
وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
Onun yolundan gidenlerden biri de İbrahim idi.


(Saffat 37/84)
إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Rabbinin huzuruna sağlam bir yürekle çıkmıştı.


(Saffat 37/85)
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Bir gün babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?


(Saffat 37/86)
أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
Allah ile aranızda uydurma ilahlar olmasını mı istiyorsunuz?


(Saffat 37/87)
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
“Siz varlıkların Rabbini ne sanıyorsunuz?”


(Saffat 37/88)
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
Sonra yıldızlara şöyle bir bakmıştı;


(Saffat 37/89)
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
Arkasından, “Ben hastayım” demişti.


(Saffat 37/90)
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Onlar, (İlahlarının onu çarptığı düşüncesiyle) hemen arkalarını dönüp gitmişlerdi.


(Saffat 37/91)
فَرَاغَ إِلَىٰ آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Sonra gizlice ilahlarına yönelmiş ve şöyle demişti: “Siz bir şey yemez misiniz?”


(Saffat 37/92)
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
Neyiniz var ki, konuşmuyorsunuz?”


(Saffat 37/93)
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
Kimseye fark ettirmeden onlara hemen güçlü bir darbe indirdi.


(Saffat 37/94)
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Hepsi hızla karşısına dikilmişlerdi.


(Saffat 37/95)
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
İbrahim (bir şey olmamış gibi) şöyle demişti: “Sizler kendi yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?


(Saffat 37/96)
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan, Allah’tır.”


(Saffat 37/97)
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
Onlar da şöyle dediler: “Onun için bir yer yapın da alevli ateşin içine atın.”


(Saffat 37/98)
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
Bununla ondan kurtulmak[*] istemişlerdi; biz de onları en aşağılık bir hale getirdik.

[*] كَيْدً=keyd, çare bulmak ve gidermek anlamına gelir. (es-Sıhah ve Mekayîs’ul-luğa)


(Saffat 37/99)
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهْدِينِ
(Kurtulunca) şöyle dedi: “Ben Rabbime gidiyorum; o bana doğruyu gösterecektir.


(Saffat 37/100)
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
Ya Rab! Bana iyi birini bağışla” (diye yalvardı).


(Saffat 37/101)
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
Biz de ona, iyi huylu bir erkek çocuğu müjdesi verdik.


(Saffat 37/102)
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
“(İbrahim) ile birlikte çalışacak yaşa gelince ona dedi ki: “Yavrucuğum, rüyamda gördüm; ben gerçekten seni boğazlıyorum. Düşün bakalım, ne dersin?” “Babacığım, ne emrediliyorsa sen onu yap. İnşaallah sabırlılardan olduğumu göreceksin.”


(Saffat 37/103)
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
Ne zaman ki ikisi de Allah’a teslim oldu; İbrahim onu, alnı yere gelecek şekilde yatırdı.


(Saffat 37/104)
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
O zaman ona; “Ey İbrahim!” diye seslendik.


(Saffat 37/105)
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
“Rüyanın gereğini yaptın. Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

 

 

(Saffat 37/106)
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ
Gerçekten bu, yıpratıcılığı açık bir imtihandı[*].”

[*] Bu, İbrahim aleyhisselamın, en sevdiği evladını bile Allah için feda edebildiğini gösterir. İşte tam teslimiyet budur. Allah Teala şöyle buyurur:

Sahibi (Rabbi) ona “Teslim ol!” dediğinde o, “Varlıkların Sahibine (Rabbine) teslim oldum!” demişti. (Bakara 2/131

Aynı teslimiyeti İsmail aleyhisselam da göstermiştir. Allah Teala onunla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:

“Bu Kitap’ta İsmail’i de anlat. O, sözünü tutmuştu#; nebi olan elçiydi.” (Meryem 19/54) Bu ayetlerle kurban edilmek istenenin İsmail aleyhisselam olduğu kesinleşir.


(Saffat 37/107)
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
Ona, onun yerine kurban edeceği büyük bir koç verdik.


(Saffat 37/108)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Arkadan gelenler onları bu halleriyle andılar.


(Saffat 37/109)
سَلَامٌ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ
İbrahim’e selam olsun!


(Saffat 37/110)
كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/111)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
O, bize güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/112)
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
Bir nebi ve salih bir kişi olarak ona İshak’ı müjdeledik.


(Saffat 37/113)
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰ إِسْحَاقَ ۚ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ
Hem onu (İsmail'i)[*] hem de İshak’ı uğurlu ve bereketli kıldık. İkisinin soyundan da güzel davrananlar olduğu gibi kendilerini açıkça kötü duruma sokanlar da oldu.

[*] Ayetteki “onu” zamiri İsmail aleyhisselamı gösterir.  Ayetin devamındaki “İkisinin soyundan da” ifadesi bunu zorunlu kılmaktadır. Çünkü İshak aleyhisselamın soyu, İbrahim aleyhisselamın da soyudur. İkisinin soyundan” ifadesinin doğru olması için İsmail ve İshak’ın soylarının kastedilmesi gerekir.


(Saffat 37/114)
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ
Musa’ya ve Harun’a da iyiliklerde bulunmuştuk.


(Saffat 37/115)
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Onları ve halklarını da büyük bir üzüntüden kurtarmıştık.


(Saffat 37/116)
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Onlara yardım etmiştik de galip gelenler onlar olmuştu.


(Saffat 37/117)
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
Onlara her şeyi açıklayan Kitap’ı da vermiştik.


(Saffat 37/118)
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
İkisine de doğru yolu göstermiştik.


(Saffat 37/119)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
Arkadan gelenlerce o ikisi, bu halleriyle anıldılar.


(Saffat 37/120)
سَلَامٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ
Musa’ya da Harun’a da selam olsun.


(Saffat 37/121)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/122)
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
O ikisi de bize güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/123)
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
İlyas da elçilerimizden biriydi.


(Saffat 37/124)
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
Bir gün halkına şöyle dedi; “Siz hiç çekinmez misiniz?”


(Saffat 37/125)
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
Yaratanların en güzelini bırakıp da yardımı Ba’l’dan mı istiyorsunuz?


(Saffat 37/126)
اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Allah sizin Rabbinizdir; geçmiş büyüklerinizin de Rabbi’dir.”


(Saffat 37/127)
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Hemen onu yalancı saydılar; nasıl olsa onlar da yargı önüne çıkarılacaklardır.


(Saffat 37/128)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Allah’a yürekten bağlı kulların hali başka olur.


(Saffat 37/129)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Arkadan gelenlerce İlyas bu halleriyle anıldı.


(Saffat 37/130)
سَلَامٌ عَلَىٰ إِلْ يَاسِينَ
İlyaslara selam olsun!


(Saffat 37/131)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/132)
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Çünkü o, bize güvenmiş kullarımızdandı.


(Saffat 37/133)
وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Lut da elçilerimizdendir.


(Saffat 37/134)
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
Bir gün onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.


(Saffat 37/135)
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Ama onlardan bir ihtiyar kadın küller altında kaldı.


(Saffat 37/136)
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Sonra diğerlerini ortadan kaldırdık.


(Saffat 37/137)
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ
Siz sabahları onların üzerlerinden geçiyorsunuz,


(Saffat 37/138)
وَبِاللَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Akşamları da öyle yapıyorsunuz. Aklınızı kullanmaz mısınız[*]?

[*] O volkanik kalıntıları görmüyor musunuz?


(Saffat 37/139)
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Yunus da elçilerimizdendir.


(Saffat 37/140)
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
O da bir gün yükünü tam almış bir gemiye kaçmıştı.


(Saffat 37/141)
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ
Kur’aya katıldı ve kaybedenlerden oldu.


(Saffat 37/142)
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
Kendini suçladığı bir sırada onu o balık yutuvermişti.


(Saffat 37/143)
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ
Eğer o bize tam bağlılık göstermeseydi,


(Saffat 37/144)
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı.


(Saffat 37/145)
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
Sonra onu açık bir alana attık; hastaydı.


(Saffat 37/146)
وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ
(O açık alanda)[*] onun üzerini örtecek kabakgillerden bir bitki bitirmiştik.

[*] Açık alanda böyle bir bitkinin bitip yaprakları Yunus aleyhisselamı örtmesi kısa zaman olamayacağı için

عَلَيْهِ ‘deki هــ zamiri العَراء (açık alan) kelimesini gösterir şekilde meal verilmiştir. Çünkü kelime müzekkerdir. Kitab’ul-ayn’da onunla ile ilgili şu ifadeler geçer:

والعرب تُذكّره فتقول : انتهينا إلى عَراءٍ من الأرضِ واسعٍ


(Saffat 37/147)
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Onu yüz bin, hatta daha çok kimseye elçi göndermiştik.


(Saffat 37/148)
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
Daha sonra ona inandılar. Biz de onları bir süreye kadar refah içinde yaşattık.


(Saffat 37/149)
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
Şimdi onlardan (Mekkelilerden) sağlam bir görüş iste; kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?


(Saffat 37/150)
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
Ya da melekleri gözleri önünde dişi olarak mı yarattık?


(Saffat 37/151)
أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Dikkat et; uydurdukları yalandan dolayı söyleyecekleri sadece şudur:


(Saffat 37/152)
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
“Allah’ın çocuğu vardır...” Onlar kesinlikle yalancıdırlar.


(Saffat 37/153)
أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
Yani Allah kızları oğlanlara tercih mi etmiş?


(Saffat 37/154)
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Sizin neyiniz var; nasıl böyle bir yargıya varıyorsunuz?


(Saffat 37/155)
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Bilginizi hiç kullanmaz mısınız?


(Saffat 37/156)
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ
Yoksa açık bir üstünlüğünüz(sulta) mü var?


(Saffat 37/157)
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Doğru söylüyorsanız yazılı belgenizi getirin.


(Saffat 37/158)
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Ama onlar, Allah ile o cinler[*] arasında bir soy bağı kurdular. Hâlbuki onlar, kendilerinin de yargı önüne çıkarılacaklarını iyi bilirler.

[*] Burada cin, melek anlamındadır. Çünkü onların Allah ile soy bağı kurdukları varlıklar sadece meleklerdir. 


(Saffat 37/159)
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Onların yaptıkları bu niteleme ile Allah’ın bir ilgisi yoktur.


(Saffat 37/160)
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Allah’a yürekten bağlı kulların hali başka olur.


(Saffat 37/161)
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
(Ey müşrikler!) Ne siz, ne de kulluk ettiğiniz varlıklar;


(Saffat 37/162)
مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Ona karşı kimseyi, o kötü duruma sokamazsınız.


(Saffat 37/163)
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
Yönünü cehenneme çeviren kişi başka (onu etkileyebilirsiniz).


(Saffat 37/164)
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
(Bunlar kendilerini şöyle avuturlar:) "Bizden her birinin belli bir makamı vardır.


(Saffat 37/165)
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
Hepimiz aynı çizgideyiz.


(Saffat 37/166)
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
Hepimiz Allah’ın emrinden çıkmayan kimseleriz.”


(Saffat 37/167)
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
Bunlar daha önce şunu da söylerlerdi:


(Saffat 37/168)
لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ
"Eski insanlara gelen bilgi bizde olsa


(Saffat 37/169)
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Allah'ın en samimi kulları yine biz oluruz".


(Saffat 37/170)
فَكَفَرُوا بِهِ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
(O bilgi gelince) onu görmezlikten geldiler; ama yakında her şeyi öğrenirler.


(Saffat 37/171)
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
Elçilik yapan kullarımıza sürekli söylediğimiz şu söz vardır:


(Saffat 37/172)
إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ
“Siz kesinlikle yardım göreceksiniz[*].

[*] Ayetin birebir meali şöyledir: "“Onlar kesinlikle yardım göreceklerdir." Anlamı yukarıdaki şekilde vermemiz, Arapça'daki iltifat sanatından dolayıdır. Araplar, karşı tarafın zihnin uyanık tutmak için ikinci şahıstan üçüncü şahsa geçebilirler. İltifat sanatı dilimizde olmadığı için Türk okuyucunun zihni karışmaktadır. Ondan dolayı meal, bu sanat yok sayılarak verilmiştir.


(Saffat 37/173)
وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Bizim askerlerimiz, kesinlikle galip geleceklerdir.”


(Saffat 37/174)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Öyleyse sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes de


(Saffat 37/175)
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Ne yaptıklarını gör; yakında onlar da görürler.


(Saffat 37/176)
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?


(Saffat 37/177)
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ
Azabımız onların sahalarına inince, uyarılmış olan bu kişilerin sabahı ne kötü olur!


(Saffat 37/178)
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Evet, sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes.


(Saffat 37/179)
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Kes de neler yaptıklarını gör; yakında onlar da göreceklerdir.


(Saffat 37/180)
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Gücü elinde bulunduran Rabbin, onların yaptıkları tanımlamalardan uzaktır.


(Saffat 37/181)
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Bütün elçilere selam olsun.


(Saffat 37/182)
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Her şeyi güzel yapmak, varlıkların sahibi olan Allah’a özgüdür.