SAD

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Sad 38/1)
ص ۚ وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ
SAD! Doğru bilgiler içeren Kur’an’a yemin olsun.


(Sad 38/2)
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Bu kitabı görmezlikten gelenler, aslında kendilerini güçlü görüp ayrı duranlardır.


(Sad 38/3)
كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
Onlardan önce nice nesiller, etkisizleştirdiğimiz sırada yalvarıp yakardılar ama artık iş işten geçmişti.


(Sad 38/4)
وَعَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ ۖ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
O nankörler (kafirler), içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da şöyle dediler: “Bu adam, insanı büyüleyen bir yalancıdır”.


(Sad 38/5)
أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَٰهًا وَاحِدًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
İlahları tek bir ilah[*] yaptı; öyle mi? Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!”

[*] Müşrikler Allah’ı reddetmezler. Ancak Allah ile aralarına O’na benzer nitelikte başka varlıklar oluşturup, bunlardan şefaat, kayırma veya yardım dilerler. Bazı müşriklerde kendi kurgularını ve kibirlerini ilah (tanrı) edinirler.


(Sad 38/6)
وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَىٰ آلِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ
İleri gelenleri şöyle deyip geçtiler: “Gidin, ilahlarınıza sahip çıkın. Sizden istenen odur.”


(Sad 38/7)
مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَٰذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ
“Son şeriatta bunu duymadık; bu sadece uyduruk bir şey”.


(Sad 38/8)
أَأُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِنْ ذِكْرِي ۖ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ
“Bu bilgi aramızdan ona mı indirildi?” derler. Aslında bunların benim bilgimden şüpheleri var. Yok yok... Henüz azabımı tatmadılar.


(Sad 38/9)
أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ
Üstün ve çokça bağış yapan Rabbinin(Sahibinin) ikram hazinesi, yoksa onların yanında mı?


(Sad 38/10)
أَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ
Ya da göklerde, yerde ve ikisinin arasındaki bütün yetki onlarda mı? Öyleyse yollara koyulup tırmansınlar.


(Sad 38/11)
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْأَحْزَابِ
Bunlar burada, kaybetmiş ordulardır[*].

[*] Allah ile aralarına koydukları şeylerle ortak koşanlar, bu putların hazır askerleridir ancak onların Allah nezdindeki durumu savaşta kaybeden ordunun durumu gibidir.Bu ordulara örnekler Yasin 36/28,Yasin 36/75, Mülk 67/20, Duhan 44/24


(Sad 38/12)
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ
Onlardan önce Nuh halkı, Ad ve kazıkları (piramitleri) olan Firavun da yalana sarılmıştı,


(Sad 38/13)
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الْأَيْكَةِ ۚ أُولَٰئِكَ الْأَحْزَابُ
Semud ve Lut halkı, bir de Eyke’liler. İşte o kaybetmiş kitleler.


(Sad 38/14)
إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Bunlar elçilerimi yalanladı ve azabımı hak ettiler.


(Sad 38/15)
وَمَا يَنْظُرُ هَٰؤُلَاءِ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ
Bunların beklediği de ertelenmeyecek olan bir sesli buyruktan başkası değildir.


(Sad 38/16)
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ
Bunlar şöyle derler: “Sahibimiz! Hesap gününü beklemeden payımıza düşeni hemen ver!”


(Sad 38/17)
اصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ
Bunların sözlerine sabret. Kulumuzu; güçlü Davut’u anlat. Çünkü o, pek saygılıydı.


(Sad 38/18)
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
Akşamleyin ve kuşluk[*] vaktinde onunla birlikte ibadet eden dağları, hizmetine vermiştik.

[*] Güneş ışıklarının yeryüzüne yayıldığı kuşluk vakti (Lisan’ul-Arab). Bu vakitte kılınan namaza salatu’d-duhâ veya salâtü’l-işrâk denir. Türkçede ona kuşluk namazı denir. (Bkz. Taberi, Tefsir, 21/169).


(Sad 38/19)
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَهُ أَوَّابٌ
Kuşlar da (hizmetindeydi, onunla[*]) toplu halde ibadet ederlerdi. Hepsi ona pek saygılıydı.

[*] Bkz. Taberi, Tefsir 21/169.


(Sad 38/20)
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ
İktidarını güçlendirdik. Ona hikmet (doğru karar verme) ve etkili konuşma yeteneği vermiştik.


(Sad 38/21)
وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ الْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ
Davacıların haberi sana geldi değil mi? Hani surlardan iç odaya sızmışlardı.


(Sad 38/22)
إِذْ دَخَلُوا عَلَىٰ دَاوُودَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَىٰ سَوَاءِ الصِّرَاطِ
Davut, onları birden karşısında görünce telaşa kapıldı. “Korkma, dediler. Biz davalı iki tarafız; birimiz ötekinin hakkına girdi; aramızda doğru karar ver, taşkınlık etme. Bize doğru yolu göster.


(Sad 38/23)
إِنَّ هَٰذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ
“Bu, benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim bir koyunum var; onu ben koruyayım dedi ve konuşmasıyla beni bastırdı.”


(Sad 38/24)
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩
Davut (konuyu anlamadan) dedi ki “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemesi yanlıştır. Çünkü malları karışmış olanların çoğu birbirlerinin hakkına girerler. İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar, öyle yapmazlar ama onlar da pek azdır[1*].” Davut, sınandığını[2*] anladı. Hemen Rabbinden(Sahibinden) bağışlanma diledi, secdeye kapandı ve bütün samimiyetiyle ona yöneldi.

[1*] Davut aleyhisselamın yaklaşımı yanlıştı. Çünkü tek koyuna bakmak zordur. Onu kardeşinin koyunlarına katması kendini rahatlatır. Ortada bir mağduriyet olmadığından yapılan şikayet yerinde değildir.

[2*] iltifat

 


(Sad 38/25)
فَغَفَرْنَا لَهُ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَآبٍ
Biz de onun hatasını bağışladık. Katımızda bize daha yakın olma ve mutlu son onun hakkıdır.


(Sad 38/26)
يَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ۚ إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ
“Bak Davut! Bu topraklarda seni halife yaptık (gücü ve yetkiyi sana verdik); insanlar arasında doğru karar ver. Sakın duygusal davranma; duygusallık seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanların hakkı; hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli azaptır.”


(Sad 38/27)
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ
Göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri boşuna yaratmadık. Bu, nankörlerin (kafirlerin) kuruntusudur. O nankörlerin, ateşten çekecekleri var.


(Sad 38/28)
أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, kurulu düzeni bozanlarla (bozguncularla) bir tutar mıyız? Ya da kendini bozmamış olanlarla[*], günaha batanları bir mi tutarız?

[*] Müttekiler : Allah’tan çekinerek korunanlar, kendini(fıtratını) bozmamış olanlar. Bakınız Bakara 2/2.


(Sad 38/29)
كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ
Bu bereketli[*] bir kitaptır. Onu sana indirdik ki âyetler arasındaki bağlantıları görsünler ve sağlam duruşlu olanlar ondan bilgi edinsinler.

[*] Bereket: Verimli, zengin, tükenmek bilmeyen, artma ve çoğaltma özelliğine sahip. Örneğin bitki tohumu, cins ve özelliğine göre binlerce yeni meyve ve tohum verebilir. Bu durumda o tohum için ‘mübarek’ yani ‘bereketli’ denilir. ‘Bereketli kitap’,  içeriğini çalıştıkça ve araştırdıkça tükenmek bilmeyen yeni hikmetlere ulaşabilme potansiyeli olan ve ona uyanlara hem bu dünyada hem ahirette sınırsız selamet ve zenginlik sağlayan kitap manasına gelmektedir. Tıpkı bereketli (mübarek) bir tohum gibi.  


(Sad 38/30)
وَوَهَبْنَا لِدَاوُودَ سُلَيْمَانَ ۚ نِعْمَ الْعَبْدُ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ
Davut’a Süleyman’ı bağışladık; o ne güzel kuldu! Çok saygılıydı.


(Sad 38/31)
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ
Bir akşam üzeri ona çalımlı cins atlar gösterilmişti.


(Sad 38/32)
فَقَالَ إِنِّي أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ
Dedi ki “Ben malı, Sahibimi düşündürdüğü için severim.” Sonra atlar yerlerine çekildi.


(Sad 38/33)
رُدُّوهَا عَلَيَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ
“Onları bana tekrar getirin” dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.


(Sad 38/34)
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
Tahtının üzerine bir ceset bırakarak Süleyman’ı zor bir imtihandan[*1] geçirdik, sonra gerçeği gördü.

[*1] Tahtın üzerindeki ceset ölümü ve ahireti hatırlatır. En büyük günahlardan olan kafirliğin temelinde dünyanın güzelliklerini ahirete tercih etmek yatar. Bu nedenle o ceset, Süleyman (a.s.)’a bir an için unutmuş olduğu bu tehlikeyi hatırlatan bir imtihandır. Kendisindeki mal sevgisinin aşırıya kaçtığını fark eden Süleyman (a.s.) sonraki ayetten anlaşılacağı üzere hem af dilemiş (istiğfar) hem de dönüş yapmıştır (tevbe).


(Sad 38/35)
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي ۖ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
“Sahibim, suçumu affet ve bana öyle bir hakimiyet ver ki benden sonra kimse ona ulaşamasın. Çünkü çokça bağışta bulunan Sensin” dedi.


(Sad 38/36)
فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ رُخَاءً حَيْثُ أَصَابَ
Bunun üzerine rüzgarı emrine verdik; onun belirlediği tarafa tatlı tatlı eserdi.


(Sad 38/37)
وَالشَّيَاطِينَ كُلَّ بَنَّاءٍ وَغَوَّاصٍ
Bina yapabilen ve denize dalabilen bütün şeytanları.[*]

[*] ...


(Sad 38/38)
وَآخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي الْأَصْفَادِ
Kelepçelerle birbirlerine bağlanmış olanlarını da emrine verdik.


(Sad 38/39)
هَٰذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Bu, bizim sana ikramımızdır; başkasına ister ver, ister verme, hesabı sorulmayacaktır.


(Sad 38/40)
وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَآبٍ
Katımızda bize daha yakın olma ve mutlu son, onun hakkıdır.


(Sad 38/41)
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Kulumuz Eyyûb'tan da bahset; birgün Sahibine: "Şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.


(Sad 38/42)
ارْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
Ona "İki ayağınla sıçra![*] İşte soğuk yıkanma yeri ve içme suyu" dedik.

[*] Rekd =iki ayağı birden yere vurma anlamına gelir. (el-Ayn)


(Sad 38/43)
وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ
Katımızdan bir ikram, sağlam duruşlu olanların ders alacakları bir hikaye olsun diye ona ailesini ve bir o kadarını daha bağışladık.


(Sad 38/44)
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا ۚ نِعْمَ الْعَبْدُ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ
Ona: "Eline bir demet ot al, onunla (tenine) vur da günaha girme[*]” dedik. Onu pek sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu! Çok da saygılıydı."

[*] Eyyûb (a.s.), hastalığının nedeninin şeytan olduğunu iddia ediyordu. Oysa Şeytan’ın insanlar üzerinde böyle bir etkisi veya yeteneği olmadığını bir nebi olarak çok iyi bilmeliydi. İşte bu nedenle, 44. ayette ikaz edildiğini görmekteyiz.


(Sad 38/45)
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ أُولِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ
Güçlü ve kavrayışı kuvvetli kullarımız İbrahim, İshak, Yakub’u da anlat.


(Sad 38/46)
إِنَّا أَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ
Samimiyetle ahirete odaklanmalarına karşılık onları bize karşı samimi kişiler saydık.


(Sad 38/47)
وَإِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ
Katımızda onlar, iyi ve seçkin kimselerdir.


(Sad 38/48)
وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِنَ الْأَخْيَارِ
İsmail, İlyas ve Zülkifl’den de bahset; hepsi de iyi kimselerdi.


(Sad 38/49)
هَٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ
Bu, tümüyle doğru bilgidir. Mutlu son kendini bozmamış olanlarındır[*].

[*]  Müttekiler: Allah’tan çekinerek korunanlar, kendini (fıtratını) bozmamış olanlar. Bakınız Bakara 2/2.


(Sad 38/50)
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْأَبْوَابُ
Onlara, kalıcı cennetler (bahçeler) verilecek, bütün kapılar onlara açık olacaktır.


(Sad 38/51)
مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
Orada keyif çatacaklar, çeşit çeşit meyveler ve içecekler isteyeceklerdir.


(Sad 38/52)
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Yanlarında gözlerini üzerlerinden ayırmayan, yaşıt hizmetçi kızlar (huriler) olacaktır.


(Sad 38/53)
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
Hesap günü için size söz verilen budur.


(Sad 38/54)
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ
Bu rızık bizdendir; tükenecek değildir.


(Sad 38/55)
هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ
Burası böyle olacak ama azgınların sonu da çok kötü olacaktır.


(Sad 38/56)
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ
Cehenneme gidecekler ve orada kavrulacaklardır. Ne kötü yataktır o!


(Sad 38/57)
هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
Onlarınki bu! Tatsınlar bakalım, kaynar ve dondurucu su.


(Sad 38/58)
وَآخَرُ مِنْ شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ
Bunun benzeri daha nice çifte azap.


(Sad 38/59)
هَٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُو النَّارِ
Onlara: “İşte sizinle birlikte günaha dalan bir bölük daha!” denir. Bunlar da rahat yüzü görmeyecek, ateşe atılacaklardır.


(Sad 38/60)
قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ ۖ أَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ الْقَرَارُ
(Yeni gelenler öncekilere) “Rahat yüzü görmemeyi asıl hak eden sizlersiniz. Bu suçu önce siz işlediniz... Burası da ne kötü konaklama yeri böyle!” derler.


(Sad 38/61)
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ
“Sahibimiz, bu suçu bizden önce işleyenleri bu ateşte iki kat cezalandır.” derler.


(Sad 38/62)
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْأَشْرَارِ
Birbirlerine dönüp “Kötü ve tehlikeli saydığımız kimseler vardı; onları niye göremiyoruz?


(Sad 38/63)
أَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْأَبْصَارُ
Onları hep hafife alırdık; yoksa gözümüzden mi kaçırdık?”


(Sad 38/64)
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ
Bu iş, yani cehennemliklerin birbirleriyle çekişecek olmaları kesin gerçektir.


(Sad 38/65)
قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنْذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
De ki “Ben sadece uyarırım. Allah’tan başka ilah yoktur; o bir tektir ve karşı konulmaz gücü vardır.


(Sad 38/66)
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
O, göklerin, yerin ve ikisinin arasında olanların Sahibidir. Üstündür, suçları örter.”


(Sad 38/67)
قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ
De ki “Bu büyük bir haberdir.


(Sad 38/68)
أَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.


(Sad 38/69)
مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Mele-i A’lâ’dakilerin[*] tartışmaları ile ilgili bir bilgim olmaz.

[*] Büyük melekler meclisi


(Sad 38/70)
إِنْ يُوحَىٰ إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ
Bana sadece, doğruları açıklayan bir uyarıcı olmam vahyedilmektedir.”


(Sad 38/71)
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ
Bir gün Sahibin meleklere “Balçıktan bir beşer[*] yaratıyorum” dedi.

[*] Arapçada deriye beşere = البشرة insana beşer = البشر denir. Deri ısınmayı ve serinlemeyi sağlar. Hem sağlam hem güzel hem de tehlikelere karşı koruma özelliği vardır. Bu, diğer canlılarda da vardır ama insanın farkı, derisini korumak ve güzel görünmek için elbise giyen tek canlı olmasıdır. Bu yüzden o, dünyanın her yerinde ve her mevsimde yaşayabilen tek canlıdır.

Yeryüzünün ilk beşeri olan Âdem ile ilgili âyetlerden bir bölümü şöyledir:

“Bir gün Rabbin meleklere şöyle dedi: “Balçıktan bir beşer yaratıyorum. Organlarını tamamlayıp içine ruhumdan üfleyince ona secde edin.”

Bütün melekler birlikte secde ettiler. İblis secde etmedi, büyüklendi ve emri görmezlikten gelenlerden (kâfirlerden) oldu.

Allah ona dedi ki: “İblis, elimle yarattığıma secde etmeni engelleyen ne oldu? Büyüdün mü, yoksa kendini yüce görenlerden mi oldun?”

İblis şöyle dedi: “Ben ondan iyiyim; beni ateşten yarattın, onu balçıktan yarattın.”

Allah: “Buradan (Mele-i A’lâ’dan) çık; sen taşlananlardansın. Hesap verme gününe kadar lanetim senin üzerinde olacaktır.” dedi.

İblis dedi ki: “Rabbim, yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre ver.”

Allah: “Sen, süre verilenlerdensin; o belli güne kadar bekletileceksin.” dedi.

İblis dedi ki: “Öyleyse senin gücüne yemin olsun ki, onların hepsini aşırılığa sevk edeceğim; hayallere daldıracağım. Ama Sana kul olanlara, onlardan samimi olanlara bir şey yapamam.”

Allah dedi ki: “İşte bu gerçekleşir! Ama şu sözüm de gerçekleşecektir: “Cehennem’i senden yana olanla ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım.” (Sad 38/71-85)

Derisini elbise ile kapatan tek canlı insan olduğu için İblis, onu beşer yapan şeyin elbisesi olduğunu anladı ve ona göz dikti. Kendisi Allah’ın emrine karşı gelince melek olma görevinden atıldığı için Adem’in emre uymamasını sağlarsa onun da beşer olmaktan çıkarılacağını düşündü. Çünkü Allah’ın verdiği “şu ağaca yaklaşma” emrini sırf elbiselerini soymak için çiğnetmeye çalıştı. Bunu anlatan âyetler şöyledir:

“Şeytan vücudunun örtülü olan yerlerini açtırmak için onlara şöyle vesvese verdi: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması sadece hükümdar (saltanat sahibi) olmanızı ya da ölümsüzleşmenizi engellemek içindir. ”Onlara yemin etti: “Ben ikinizin de iyiliğini istiyorum.” dedi. Böylece onları kandırıp değerlerini düşürdü. İkisi de o ağaçtan tadınca kendilerine edep yerleri gözüktü. Bahçedeki yaprakları üst üste koyup örtünmeye başladılar. (Araf 7/20-22)

Şu âyetler, Âdemoğulları için elbisenin çok önemli olduğunu gösterir:

“Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek elbise verdik. Takva (korunma) elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetleridir, belki düşünürler.

“Ey Âdemoğulları! Şeytan ana-babanızı yaktığı gibi sakın sizi de yakmasın. Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini sıyırmış ve onları o bahçeden çıkarmıştı. O ve onun gibiler, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz Şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” (Araf 7/22-27)

“Ey Âdemoğulları! Secde edilen her yerde süslerinizi (size yakışan giysiyi) giyinin. Yiyin, için ama israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.)

De ki “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü (yakışan giysiyi), temiz rızıkları kim haram etti?” De ki “Bunlar dünyada esasen müminler içindir; Kıyamet gününde ise sadece onlar için olacaktır.” Bilen bir topluluk için âyetlerimizi böyle açıklarız. (Araf 7/31-32)

Nebîmize verilen ilk emirlerden birinin elbisesiyle ilgili olması da önemlidir:

“Ey örtüsüne bürünen kişi! Kalk da insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü anlat. Elbiselerini tertemiz tut. Pis şeylerden uzak dur.” (Müddessir 74/1-5)


(Sad 38/72)
فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
“Onu tamamlayıp içine ruhumdan üfleyince ona secdeye kapanın.”


(Sad 38/73)
فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Bütün melekler birlikte (Âdem’e)secde ettiler.


(Sad 38/74)
إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
İblis secde etmedi, büyüklendi ve emri görmezlikten gelenlerden (kafirlerden) oldu.


(Sad 38/75)
قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ
Allah ona, “İblis, elimle yarattığıma secde etmeni engelleyen ne oldu? büyüdün mü, yoksa kendini yüce görenlerden mi oldun[*]?”

[*] Demek ki ilk yoldan çıkan İblis değilmiş. Daha önce de kendini büyük görüp Allah’ın yolundan çıkmış olan cinler (melekler) olmuş.


(Sad 38/76)
قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ ۖ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
İblis dedi: “Ben ondan iyiyim; beni ateşten yarattın ama onu balçıktan yarattın.”


(Sad 38/77)
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
“Buradan (Mele-i A’lâ’dan) çık; sen taşlananlardansın[*].

[*] Melekler, Allah tarafından görev verilmiş bizim açımızdan görünmezlik(cinlik) özelliği bulunan (cin olan) varlıklardır.. “Mele-i A’lâ” onların üst yetkilileridir. Kâfir olan cinler, Mele-i A’lâ’ya yaklaştırılmaz, taşlanırlar. İblis Mele-i A’lâ’da iken emri görmezlikten gelince taşlananlar arasına girdi. 


(Sad 38/78)
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَىٰ يَوْمِ الدِّينِ
Hesap verme gününe kadar lanetim[*] senin üzerinde olacaktır.”

[*] Lanet, dışlanmak anlamına gelir.


(Sad 38/79)
قَالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Dedi ki “Sahibim, yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre ver; öldürme.”


(Sad 38/80)
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ
“Sen, süre verilenlerdensin,


(Sad 38/81)
إِلَىٰ يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
O belli gün gelinceye kadar bekletileceksin.”


(Sad 38/82)
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
“Öyleyse senin gücüne yemin olsun ki onların hepsini hayallere daldıracağım.


(Sad 38/83)
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ
Sana kul olanlara, onlardan samimi olanlara bir şey yapamam” dedi.


(Sad 38/84)
قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ
Allah dedi ki “İşte bu gerçekleşir! Ama şu sözüm de gerçekleşecektir;


(Sad 38/85)
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Cehennem’i senden yana olanla ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım.”


(Sad 38/86)
قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
(Ey Muhammed) Onlara de ki “Yaptığım işe karşılık sizden bir karşılık istemiyorum. Ağır yükler yükleyen biri de değilim.”


(Sad 38/87)
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
Benim anlattığım (Kur’an), herkesin işine yarayacak doğru bilgidir


(Sad 38/88)
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ
(Onun) verdiği haberi, bir süre sonra kesinlikle öğreneceksiniz.”