NECM

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Necm 53/1)
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
Alçalıp yükseldiğinde o yıldız (çoban yıldızı) önemlidir[*].

[*] Hevâ = هَوَى kelimesi hem yükselme hem de aşağı kayma anlamındadır (Müfredat).

"O yıldız" anlamında en-necm = النَّجْمِ kelimesi bu âyetle beraber dört yerde geçer. İlki bu ayette geçer. İkinci olarak Tarık suresinin şu âyetleri onun “Kutup Yıldızı” olduğunu gösterir: “Gökyüzü ve Târık (her gece gelen yıldız) önemlidir. Târık nedir, nereden bileceksin? O, (karanlığı) delip geçen yıldızdır. (Tarık 86/1-3) Üçüncüsü şu âyettir: Birçok işaretlerle ve o yıldızla yollarını bulurlar.” (Nahl 16/16) Kuzey yarım kürede her gece doğan ve güçlü ışığı olan tek yıldız Kutup Yıldızıdır. Ekvatora sıfır, kutup noktasına 90 derecelik açı yapar. Bu ikisi arasındaki her yere yaptığı açı, oranın enlemi kadardır. Konum ve yön belirlemede en önemli göstergedir. Diğer yıldızlar, sürekli yer değiştirirler ama Kutup Yıldızı hep aynı noktada kalır. Dördüncüsü de (Rahman 55/6) âyetidir.


(Necm 53/2)
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
Arkadaşınızın yoldan çıkmadığı ve boş hayallere kapılmadığı da önemlidir.


(Necm 53/3)
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ
O sözleri kendi arzusuna göre söylemiyor.


(Necm 53/4)
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ
Onlar, ona gelen vahiyden başkası değildir.


(Necm 53/5)
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَىٰ
Onları ona, çok güçlü olan (Cebrail) öğretti.


(Necm 53/6)
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَىٰ
Sağlam yapılı olan (Cebrail) doğruldu.


(Necm 53/7)
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَىٰ
(O zaman) Muhammed, (Mekke’ye göre) en yüksek ufukta (Hira Dağında)[*] idi.

[*] Ayetteki الْأُفُقِ الْأَعْلَى = el-ufku’ul-a’lâ, o en yüksek ufuk demektir. Kur’an’ın inmeye başladığı yer Mekke olduğu için Kabe’ye göre en yüksek ufuk Hira dağıdır.

 

(Necm 53/8)
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
Sonra (Cebrail) yaklaştı ve aşağıya süzüldü.


(Necm 53/9)
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
(Muhammed ile) İki yayın tek kirişi gibi oldular; hatta daha da yakınlaştılar.


(Necm 53/10)
فَأَوْحَىٰ إِلَىٰ عَبْدِهِ مَا أَوْحَىٰ
Allah’ın kendine vahyettiğini, Allah’ın kuluna (Muhammed’e) vahyetti.


(Necm 53/11)
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ
(Muhammed’in) Gördüğünü gönlü yalanlamadı.


(Necm 53/12)
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
Onun gördüklerine yine de kuşkuyla mı bakacaksınız?


(Necm 53/13)
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
Muhammed Cebrail’i bir kez daha böyle gördü.


(Necm 53/14)
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَىٰ
(Bu defa) Sidret’ül-müntehâ’nın[*] yanındaydı.

[*] Sidret’ul-muntehâ ….


(Necm 53/15)
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ
Ahirette kalınacak Cennet de oranın yanı başındadır.


(Necm 53/16)
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
O gün o Sidre’yi neler kaplamıştı, neler!


(Necm 53/17)
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
Gözü bir yere kaymadı, söylenenin dışına da çıkmadı.


(Necm 53/18)
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ
(Miraç yolculuğunda) gerçekten Sahibinin en büyük ayetlerini gördü[*].

[*] Kulunu bir gecede Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketli kıldığı en uzak mescide (el-Mescid’ul-aksâ’ya) götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu yolculuk, ona bir kısım âyetleri göstermek içindir. O (Allah) işitir ve görür. (İsra 17/1)


(Necm 53/19)
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ
Siz, Lat’ı ve Uzza’yı hiç düşündünüz mü?


(Necm 53/20)
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ
Ya diğerini; üçüncüsü olan Menat’ı?


(Necm 53/21)
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَىٰ
(Size göre bunlar Allah’ın kızlarıdır.) Erkekler sizin olsun, kızlar da Allah’ın, öyle mi?


(Necm 53/22)
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ
(Size göre) bu, haksız bir paylaşma olmaz mı?


(Necm 53/23)
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَىٰ
Bunların kendileri yok, sadece adları vardır. O adları, siz ve atalarınız dillendiriyorsunuz. Allah onlarla ilgili bir belge (yetki) indirmedi. Sadece varsayımlarınızın ve canınızın istediği şeyin peşinden gidiyorsunuz. Bakın işte size Sahibinizden bir rehber geldi.


(Necm 53/24)
أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
Acaba insan her istediğini elde edebilir mi?


(Necm 53/25)
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
(Aklınızı başınıza alın!) Her şeyin sonu da Allah’ındır, başı da.


(Necm 53/26)
وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَىٰ
Göklerde çok melek var ama onların şefaati (desteği) işe yaramaz. İşe yaraması için Allah’ın tercih ettiği kişiye, O’nun izni ve rızası ile olması gerekir.[*]

[*] Şefaat, şef’ (الشَّفْع) kökünden iki şeyin yan yana olması, tek olmaması demektir. Birinin işini görmek için onunla birlikte gitme anlamına da gelir(Mekâyîs, Müfredât). Bu dünyada bu tür destekler olabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Her kim iyiliğe şefaat ederse (destek verirse) ondan ona pay vardır. Kim de kötülüğe şefaat ederse ondan da sorumluluğu olur. Allah her şeyi korur ve kollar.” (Nisa 4/85) Bu dünyada meleklerin insanlara böyle destekleri olabilir. Bunu şu âyetten öğreniyoruz: Karanlıklardan aydınlığa çıkasınız diye Allah ve melekleri size destek vermektedir. O’nun inanıp güvenenlere ikramda bulunur. (Ahzab 33/43) Bu âyet, Allah’ın onayı olmadan meleklerin  kimseye destek veremeyeceğini bildirmektedir.

Türkçe’de şefaat, Allah’ın yanında birine arka çıkma ve yardımcı olma anlamında kullanılır. Mahşer yerinde böyle bir şefaat olmayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Öyle bir günden çekinin ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmez, kimseden şefaat kabul edilmez, kimseden fidye alınmaz ve kimseye yardım edilmez.” (Bakara 2/48)

Ahiretteki şefaat ancak, cehennemde cezasını çekmiş olanların, Cennetteki yakınları tarafından kabul edilmesi şeklinde olabilir. İlgili âyetler şöyledir: "Rabbine and olsun ki onları, şeytanlarla birlikte toplayacağız. Sonra diz çöktürerek alevli ateşin (cehennemin) çevresine getireceğiz. Sonra her toplumdan Rahman’a en sert baş kaldıranları çekip ayıracağız. Cehennemde kızarmayı en çok kimin hak ettiğini iyi biliriz. Sizden (günahı sevabından çok olanlardan) oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür. Sonra kendini (şirkten) korumuş olanları kurtaracak, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/68-72)

Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman’dan söz almış olanlar# dışında kimse şefaata (birinden destek görme hakkına) sahip olamayacaktır (Meryem 19/86-87).

Bunlar şirk günahı ile cehenneme girmemiş olanlardır. Çünkü “Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamayacaktır.” (Nisa 4/48)


(Necm 53/27)
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنْثَىٰ
Ahirete inanmayanlar meleklere hep kız ismi takarlar.


(Necm 53/28)
وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ ۖ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
Bu konuda ellerinde bir bilgi de yoktur, sadece varsayımlarıyla hareket ederler. Varsayım, gerçeğin yerini tutamaz.


(Necm 53/29)
فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّىٰ عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
Bizim doğru bilgilerimize (Kur’an’a) sırtını dönen ve dünya yaşayışından başkasını istemeyen kimseyle arana mesafe koy.


(Necm 53/30)
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَىٰ
Onların ilimden payları işte bu kadar. Senin Sahibin, yolundan sapanları iyi bilir, doğru yolda olanları da iyi bilir.


(Necm 53/31)
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ındır. Düzenini, kötülük edenleri yaptıklarına göre cezalandırmak ve güzel işler yapanları da daha güzeli ile karşılamak için kurmuştur[*]

[*] “Sizi zorlu bir imtihandan geçirmek ve hanginizin daha iyi davranacağını belirlemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan Allah’tır. O sırada arşı (yönetim merkezi) suyun üstündeydi.” (Hud 11/7)“


(Necm 53/32)
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ
Güzel davrananlar, kusurları hariç[1*], günahların büyüklerinden ve fuhuş çeşitlerinden[2*] kaçınanlardır. Sahibinin bağışlaması boldur. Topraktan sizi oluştururken de analarınızın karnında birer cenin iken de sizi en iyi bilen O’dur. Kendinizi iyi göstermeye kalkmayın[3*]. Doğal yapısını kimin koruduğunu en iyi O bilir.

[1*] “Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.” (Nisa 4/31)

el lememe(اللَّمَمَ):Etrafındakiler, çevresindekiler anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de büyük günahlar(kebair el ismi) ve onun etrafındekiler sınıflandırması vardır. Küçük günahlar diye bir sınıflandırma yoktur.

[2*]  Fuhuş çeşitleri diye tercüme ettiğimiz kelime fevâhiş’tir; fuhuş’un çoğuludur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Kur’an’a göre zina ve erkek erkeğe ilişki fuhuştur. Üçüncüsü kadın kadına yaşanan sevicilik olabilir.

[3*] Bakara 2/151Şems 91/9, Nisa 4/49 ve Tevbe 9/103’ün kapsamında bir dipnot yazılacak.


(Necm 53/33)
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّىٰ
Doğrulara sırt çevireni de gördün mü!


(Necm 53/34)
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰ
Biraz verip arkasını keseni.


(Necm 53/35)
أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰ
Gizli bilgiler onda da doğruları o mu görüyor?


(Necm 53/36)
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ
Yoksa Musa’nın sayfalarında yazanlar ona haber verilmemiş mi?


(Necm 53/37)
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّىٰ
Sözünün eri İbrahim’i de mi anlatmamışlar?


(Necm 53/38)
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
(Dememişler mi ki) Kimse kimsenin günahını yüklenmez.


(Necm 53/39)
وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
İnsanın kendi çalışmasından başkası kendine ait değildir.


(Necm 53/40)
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ
Çalışması yakında gözler önüne serilecektir.


(Necm 53/41)
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَىٰ
Sonra ona, yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecektir.


(Necm 53/42)
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ الْمُنْتَهَىٰ
Varıp gideceği yer, Sahibinin huzurudur.


(Necm 53/43)
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
Güldüren O’dur; ağlatan da O.


(Necm 53/44)
وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
O’dur öldürecek ve diriltecek olan.


(Necm 53/45)
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَىٰ
Eşleri; erkeği ve dişiyi yaratmıştır.


(Necm 53/46)
مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
Ölçüsü konduğu sırada[*] döllenmiş yumurtadan (yaratmıştır).

[*] تُمْنَى (tümnâ)  مني (menâ) kökünden olup bir şeyin ölçüsünü koyma ve o ölçüyü geçerli kılma anlamına gelir [Mekâyîs’ul-luğa]. Âyete göre insanın ölçüleri döllenme sırasında iken konur.


(Necm 53/47)
وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَىٰ
Ahiretteki yapısını oluşturmak[*] da O’nun işidir.

[*] Ahirette yeniden yaratma. 


(Necm 53/48)
وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
İhtiyacınızı karşılayan da O’dur, sizi saygın hale getiren de.


(Necm 53/49)
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَىٰ
Şı’ra yıldızının[*] Sahibi de O’dur.

[*] Sirus yıldızı ?


(Necm 53/50)
وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَىٰ
O, önce Ad toplumunu etkisizleştirdi[*].

[*] Helak; gücünü yitirme (Hakka 69/29) bir şeyini kaybetme, değişme, bozulma ve ölüm anlamlarına gelir. Bunlar önceki yapının yok olmasıdır (Mufredat).


(Necm 53/51)
وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَىٰ
Semud’dan da tek kişi bırakmadı.


(Necm 53/52)
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
Bunlardan önce de Nuh’un toplumunu yok etmişti. Onlar (Ad ve Semud’dan) daha yanlış, daha aşırı davranan kimselere dönüşmüşlerdi.


(Necm 53/53)
وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
Altı üstüne getirilmiş yerin halkını (Lut’un toplumunu) da tümüyle yere batırmıştı.


(Necm 53/54)
فَغَشَّاهَا مَا غَشَّىٰ
Başlarına neler geldi neler!


(Necm 53/55)
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
Artık Sahibinin hangi nimetinden kuşku duyabilirsin?


(Necm 53/56)
هَٰذَا نَذِيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْأُولَىٰ
O (Muhammed) önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.


(Necm 53/57)
أَزِفَتِ الْآزِفَةُ
Yaklaşmakta olan (hesap günü) yaklaştı.


(Necm 53/58)
لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
Onu Allah’tan başkası ortaya çıkaramaz!


(Necm 53/59)
أَفَمِنْ هَٰذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
Yoksa bu sözler sizi şaşırtıyor mu?


(Necm 53/60)
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
Ağlayacağınıza gülüyor musunuz?


(Necm 53/61)
وَأَنْتُمْ سَامِدُونَ
Üstelik dik kafalısınız.


(Necm 53/62)
فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا ۩
Hemen Allah’a secde edin ve kulluğu O’na yapın.