FİL

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Fil 105/1)
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ
Fillerle birlikte gelenleri, Rabbinin ne hale getirdiğini, zihninde canlandırmadın mı?


(Fil 105/2)
أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ
Onların oyunlarını bozmuştu değil mi?


(Fil 105/3)
وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ
Üstlerine yoğun bir şekilde uçuşan bulut kütleleri[*] göndermişti.

[*] طَيْر (tayr) çoğul anlamı taşıyan isimdir; tekili طائر (tâir) dir. Kenarı olup havada yüzen her şeye tâirdir. (Müfredat s.403). Kur’ân’da kuşa, iki kanadıyla uçan tâir” (En’âm 6/38) denir. Kuşlar anlamında izafetsiz olarak, elif lam’lı olarak الطَيْر (et-tayr) şeklinde kullanılmıştır. Bu âyette طَيْر (tayr), elif lamsızdır. Çünkü burada uçuşanlar kuş değildir.

 أبابيل, “arka arkaya, yığın yığın” demektir (el-Ayn c.2 s.191). Zeccâc’a göre طير أَبابيل  (tayrun ebâbîl) “şuradan buradan yığınlar halinde tayr (uçuşan nesneler)” anlamındadır. “Ard arda kümeler halinde tayr (uçuşan nesneler)” diyenler de olmuştur (lisan’ul-Arab c.4 s.508).

أبابيل (ebâbîl), ibil ile aynı köktendir. İbil’in kök anlamı, öbek öbek olma, ağır olma ve kapsamadır (Mekâyîs’il-luğa s.39). Bu üç anlamı bir arada bulunduran deve sürüsüne ibil denir. Kümeler halindeki develere (إبل مؤبّلة) denir (el-Ayn c.2 s.191). Ebu Hatim’e göre “şu kişinin ibili var” demek 100 devesi var demek olur (Mekâyîs’il-luğa s.40). Buna göre وأرسل عليهم طيرا أبابيل üzerlerine deve toplulukları gibi küme küme uçuşan nesneler gönderdi demek olur.

İbil, yağmur yüklü bulut anlamına da gelir (el-Kâmûs c.3 s.47). Arap dili bilginlerinden Müberred; “Hiç bakmazlar mı, ibil nasıl yaratılmış?” (Ğaşiye 88/17) âyetindeki ibil’e “büyük bulut kütleleri” anlamı vermiştir (Şevkânî, Feth’ul-Kadîr c.5 s.575). أبابيل (ebâbîl), ibil ile aynı kökten olduğu için Müberred’in tınımına göre (tayran ebâbîl) arka arkaya uçuşan kalın bulut kütleleri olur ve yanardağdan çıkan lav ve kül bulutlarını ifade eder. Zemahşerî, Arap şiirinde bulutların sıklıkla ibil’e (deve sürüsüne)  benzetilmesi sebebiyle mecaz olarak bulutlara ibil dendiğini ifade etmiştir (Keşşaf Tefsiri c.6 s.365). Kur’ân’ın mesânî olması sebebiyle ebâbîl ibil’in çoğulu olmalıdır.


(Fil 105/4)
تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ
Pişmiş çamurdan taş boşaltan bulutları![*]

[*] سِجِّيْلٍ (siccîl) çamurun pişirilmesiyle oluşan taş demektir; Farsça’dan Arapçaya geçmiştir. Siccîl, yanardağ patlamasıyla helak olan Lut kavminin üzerine de yağmıştır. İlgili âyetlerden bir kısmı şöyledir:

Lut (erkek misafirlerini gayrimeşru ilişki için isteyen erkeklere) dedi ki: “Bunlar benim konuklarım; onların yanında beni utandırmayın. Allah’tan çekinin de beni üzmeyin.”

Dediler ki; “el âlemin işine karışmanı yasaklamamış mıydık?”

Lut dedi ki, “Eğer yaklaşmak istiyorsanız, işte kızlarım…”

Senin hayatına yemin ederim ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı. Gün doğarken büyük bir gürültüyle sarsıldılar.

Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık

Kalıntı arayanlar için bunda kesin belgeler vardır.

Orası bugün bir yol üzerinde durmaktadır.

Bunda inananlar için de kesin bir belge vardır. (Hicr 15/68-77)

Yanardağı patlatmakla görevli melekler İbrahim aleyhisselama uğramışlardı. İbrahim onlara:

“Asıl göreviniz nedir, ey elçiler? Diye sordu.

Biz, günaha batmış bir kavme gönderildik, dediler.

Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için

Rabbinin katından aşırı gidenler için damgalanmış taşlar. (Zariyat 51/31-34)

Cevheri siccîli, “cehennem ateşinde pişirilmiş taşlar” diye tanımlamıştır (es-Sıhah c.1 s.374). Bu taşlar, gerçekten de cehennemi andıran yanardağın içinde pişirilip fırlatılan taşlardır.


(Fil 105/5)
فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ
Sonunda Rabbin onları içleri yenmiş bitki kabuklarına[*] çevirmişti.

[*] عصف (asf) dane üzerindeki kabuğa denir (Mekâyîs’il-luğa). Allah ashab-ı fili danesi yenmiş kabuk gibi içi boş yaptı (lisan’ul-Arab). Demek ki lavlar, cesetlerin içini yakmış, dışını taşlaştırmıştır.